Anıtkabir
RSS
Anıtkabir Anıtmezar
Anıtkabir Anıtmezar
Eklenme Tarihi: 23.02.2011:3
Anıttepe'yi gezerken "Bu tepe ne güzel bir anıt yeri" diyen Atatürk, Anıttepe'ye gömüleceğini hissetmiş gibiydi. (10 Kasım 1953) (işte o an)

Anıtkabir, (10 Kasım 1953)

                                                                 

ANITKABİR ... ve  ÖYKÜSÜ

Tarih boyunca insanlar yitirdikleri sevdikleri kişilerin anısına görkemli mezarlar yaptı. İÖ 2’nci yüzyılda yazar Sidon, Dünyanın Yedi Harikası’nı sıralarken bunların arasında Mısır piramitleri ve Bodrum'da bulunan Kraliçe Artemisa'nın ölen eşi Mausolos için yaptırdığı anıt mezarlar da vardı.

Her yıl binlerce yerli yabancı gezginin gelip gördüğü, uykusuz kalarak sabah güneşinin doğuşunu izlediği Adıyaman Nemrud Dağı, Çin Seddi’ni yaptıran Qin Shi Huang Di için yaptırılan 1400 metre uzunluğunda içinde altıbin pişmiş toprak figürün bulunduğu anıt mezar, Hindistan'daki Cihan Şah'ın eşi için yaptırdığı Tac Mahal ölen kişilere olan sevginin saygının anıtsal dile getirilişi oldu.

Türkiye'nin başkenti Ankara'da tüm görkemiyle dünyaya bakan Anıtkabir tarih sahnesinden silinmenin eşiğine gelen bir ulusu yeniden ayağa kaldıran Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Birinci Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e sevgi ve saygıyı dile getiriyor.

Anıtkabir 10 Kasım 1953

Ölüm, insanın kanını donduran bir sözcük. Fakat Atatürk için ulusa hizmet vardı. Ölüm bunun yanında bir hiçti. Çanakkale'de düşman mevzilerini ters yönden çevirmek isteyen birlik, gemilerin yoğun ateşi karşısında hareketsiz kaldığında Atatürk "Böyle geçilir" diyerek ölümün kuşatmasını yarması, düşman birliklerinden Atatürk'ü öldürmeye yönelik atışlar, patlayan bir mermi parçasının cebinde taşıdığı saati parçalaması, Erzurum'dan Sivas'a giderken eşkiyaların kuşatmasına karşın yola devam emrini vermesi ölüme meydan okuyuştu. Atatürk 1925 yılında Afyon’da yaptığı konuşması sırasında şunları dile getirdi:

"Arkadaşlar, bu 'ulusa ve ülkeye hizmet' görevi bitmeyecektir. Ben toprak olduktan sonra da sürecektir. Ben seve seve, sevine sevine bütün varlığımı bu kutsal göreve adayacağım ve onun yüksek sorumluluğunu üzerime almakla mutlu olacağım."

Bir yıl geçmeden kendisine yönelik İzmir suikastinin gün ışığına çıkarılması ile ortalık karıştığında Atatürk gene her zamanki soğukkanlılığı ve ileri görüşlülüğüyle ulusa seslendi ve "Benim önemsiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti sonsuza değin yaşayacaktır. Ve Türk ulusu güvenlik ve mutluluğunu üstlenen ilkelerle uygarlık yolunda durmaksızın yürümeyi sürdürecektir" mesajını verdi.

Atatürk doğanın yasasının önüne geçilmeyeceğini her canlı gibi bir gün kendisinin de toprak olacağını biliyor, bunu dile getiriyor ve hepsinden önemlisi ölmeyecek bir mirası ulusa bırakıyordu: Atatürk aydınlığı. Onun meşalesi her zaman ulusun karanlık anında yardımına koştu ve koşmaktadır.

10 Kasım 1938'de aramızdan ayrılan Atatürk gömülmek istediği yer konusunda bir vasiyette bulunmadı. Yalnızca 1923 yılında bir sohbet sırasında Çankaya'ya gömülmek istediğini dile getirdi. Bu konuda da ısrarcı değildi ve "Ulusum beni nereye gömmek isterse oraya gömsün" dedi.

Ona yakışır bir anıt mezar yapımı düşünüldü. Önce Anıtkabir inşaatının yapılacağı yerin bulunması için özel bir komisyon kuruldu. Komisyon 6 Aralık 1938'de yaptığı ilk toplantıda Anıtkabir konusunda yerli ve yabancı bilim adamlarının düşüncelerinden yaralanılması, Türkiye'de çalışmalarını sürdüren ve Ankara imar planını hazırlamış olan şehircilik uzmanı Prof. Jahsen'in, TBMM binası mimarı Prof. Holzmeister'in ve Dil Tarih Coğrafya Fakültesi binası mimarı Prof. Taut'un görüşlerinin de alınmasını kararlaştırdı. Bu bilim adamlarının katılımıyla komisyon ikinci toplantısını 16 Aralık 1938'de yaptı. Önerilen yerler şunlar oldu: Çankaya, Etnografya Müzesi, TBMM'nin arkasındaki tepe (Kabatepe), Ankara Kalesi, Bakanlıklar (Milli Eğitim Bakanlığı için ayrılan arsa), Eski Ziraat Mektebi, Gençlik Parkı, Altındağ (Hıdırlık Tepe), Gazi Orman Çiftliği. Önerilen yerlerin tarihi ya da yeşil alanlar olması, kent merkezinde ya da merkeze çok uzak olması gibi nedenlerle uygun bulunmadı.

17 Ocak 1939 tarihli son komisyon toplantısında, Trabzon Milletvekili Mithat Aydın Anıtkabir'e yakışır yer olarak gördüğü Rasattepe'nin, özelliklerini anlattı. Tepe kentin ortasında ve buraya yapılacak Anıtkabir'in uzaklardan görünmesini sağlayacak denli yüksekti. Komisyon üyelerinden Kütahya Milletvekili Süreyya Özgeevren ise Rasattepe'nin Anıtkabir için çok elverişli özelliklerini anlatarak sözlerini şöyle bitirdi:

"Rasattepe bugünkü ve yarınki Ankara'nın genel görünüşüne göre, bir ucu Dikmen'de, öteki ucu Etlik'de olan bir hilalin tam ortasında, bir yıldız gibidir. Anıtkabir'in burada yapılması kabul edilirse, Türkiye'nin başkenti olan Ankara kenti, kollarını açmış Atatürk'ü kucaklamış olacaktır. Atatürk'ü böylece bayrağımızdaki yarım ayın yıldızının ortasına yatırmış olacağız."

Komisyonda söz alan İçel Milletvekili Emin İnankur da Atatürk'le yaptıkları bir kent gezisinde Rasattepe'ye gittiklerini, Atatürk'ün buradan kenti seyredip "Bu tepe ne güzel bir anıt yeri" dediğini anlattı. Bu açıklamalardan sonra Anıtkabir'in Rasattepe'ye yapılması büyük çoğunlukla kabul edildi.             

Anıtkabir'in maketi

Yerine karar verildikten sonra komisyon Anıtkabir'de bulunması gereken genel nitelikleri belirledi. Bu ilkeler, Anıtkabir proje yarışması şartnamesinin temeli oldu. Anıtkabir Serbest Proje Yarışması şartnamesi uluslararası mimarlar tüzüğüne uygun olarak Türkçe ve Fransızca olarak hazırlandı ve hükümet tarafından 1 Mart 1941 tarihinde yarışma açıldı. Yarışmanın açıldığı yıl, İkinci Dünya Savaşı'nın en kanlı, en çetin zamanıydı. Avrupa'nın, Asya'nın ve Afrika'nın bir bölümü savaşın içindeydi. Dünya alev alev yanıyordu. Yarışma süresi 8 aydı. Bu kısa sürede Anıtkabir projesinin yetiştirilemeyeceği anlaşıldığından Bakanlar Kurulu tarafından süre 4 ay daha uzatıldı. Yarışma için hükümetçe, uluslararası tanınmış yerli ve yabancı sanatçılar ve Bayındırlık Bakanlığınca belirlenen yüksek mimarlardan oluşan tarafsız bir jüri oluşturuldu. Yarışma umulandan daha fazla ilgi gördü. Yarışmaya Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, İsveç, Fransa ve Çekoslovakya'dan toplam 47 proje katıldı. Bu projelerden 3 tanesi Almanya'dan Prof. Johannes Kruger, Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda ve İtalya'dan Prof. Arnaldo Foschini'nin tasarımları ödüle, 5 tanesi ise; İsviçre'den Ronald Rohn, İtalya'dan Giovanni Muzio, Giuseppe Vaccaro - Gino Franzi, Türkiye'den Hamit Kemali Söylemezoğlu - Kemal Ahmet Aru - Recai Akçay ve Ferudun Akozan - M. Ali Handan'ın tasarımları övgüye değer görüldü. Jüri, "Ödül verilmeye değer" bulduğu üç yapıttan hiç birini ötekine üstün görmedi. Bu üç yapıttan birini seçme yetkisi Anıtkabir Proje Yarışması şartları gereğince hükümete verilmişti. Hükümet bu konuda yetkili birçok kişinin de düşüncelerini dikkate alarak 7 Mayıs 1942 tarihinde "Yarışmayı kazanan üç proje birçok yönden aynı değerdedir. Fakat bu projelerden Türk mimarlarının yaptığı yapıt, anıta esas teşkil eden milli konuyu daha başarılı ifade etmiştir. Jüri raporunda belirttiği gibi, bu projenin araziye uygunluğu diğerlerinden da ha üstündür" gerekçesi ile Türk mimarlarının tasırımının uygulanmasına karar verdi.                 

Anıtkabir'in inşaasına dair 31 Mart 1939 tarihli protokol.

 

Aslanlı Yol'un aslanları yapım aşamasında

Aslanlı Yol'un aslanları yapım aşamasında

Aslanlı Yol'un aslanları yapım aşamasında

Bu karardan sonra jüri raporunda öngörülen değişikliklerin yapılması için yeni bir komisyon kuruldu. Projede yapılacak değişiklikler Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda ile görüşülerek kararlaştırıldı. Projede, kale ekseni ve şeref holünün çevresindeki bölümler binanın anıtsal niteliğini kaybettirdiğinden eleştiriliyordu. Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda çalışmalarını 7 Ekim 1943'te tamamlayarak komisyona teslim etti. Komisyonun hazırladığı rapor, proje ve maketler Bakanlar Kurulu’nda incelenerek, projenin uygulanmasına 18 Kasım 1943 tarihinde karar verildi. 9 Ekim 1944 tarihinde görkemli bir temel atma töreni ile başladı. Anıtkabir'in inşaası 9 yıllık bir süre içinde 4 aşamalı olarak yapıldı. Ulu Önder'in 15 yıl süre ile kaldığı Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabri 4 Kasım 1953'de açıldı. 4 Kasım'dan 9 Kasım'a dek saygı nöbeti tutuldu. 10 Kasım 1953 günü,  ölümünden 15 yıl sonra, Atatürk’ün naaşı ulusunun armağanı olan Anıtkabir'e gözyaşları içinde taşındı. Resmi törenin ardından Anıtkabir halkın ziyaretine açıldı, anıt gece projektörlerle aydınlatıldı. 19 Kasım 1953 günü tam 70.000 kişi Anıtkabir'i ziyaret etti. 1929 yılında kendisini görmek isteyenler ile görüşen Atatürk;

"Beni görmek demek nasıl olursa olsun yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyor ve duyuyorsanız bu yeter. Sizin için sağlığını, yaşamını adamış olan bu adam sağlıklıdır ve sizin için çalışacaktır. O sizin için yaşıyor. Benim gücüm benim size olan sevgim ve sizin bana olan sevginizdir. Bu ulus, bu ülke yeni yönetim biçimi üzerinde dünyanın en akla yakın bir varlığı olacaktır." demiştir.

İnsan ilişkilerinde "kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak" gönüllerimizde taht kuran Atatürk yaşamın mutlulukla dolu olması için izlenmesi gereken yolu da bizlere gösterdi:

"Herhangi bir kimsenin yaşadıkça kıvançlı ve mutlu olması için gereken şey kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır.Yaşamda tam zevk ve mutluluk ancak gelecek kuşakların onuru, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir. Bir insan böyle davranırken ‘benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı ayırt edecekler mi?’ diye bile düşünmemelidir. Üstelik en mutlu olanlar, hizmetlerinin bütün kuşaklarca bilinmez kalmasını yeğleyecek öz yapıda bulunanlardır.”

Kaynak: Sinem Şahinoğlu, Bütün Dünya, Kasım, 2001

 

II                        

ANITKABİR  ANITMEZAR

Türk Kurtuluş Savaşı'nın ve Türk İnkılâplarının büyük önderi Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türk vatanının bağımsızlığını kazanması için giriştiği savaş ve Türk milletini çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmak amacıyla gerçekleştirdiği inkılâplarla geçen yaşamı 57 yıl sürmüş ve Büyük Önder 10 Kasım 1938'de ebediyete intikal etmiştir.                  

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'yi bütün kurumları ile çağdaş uygarlığın bir üyesi yapan, insanlık tarihine mal olmuş büyük bir önderdir. O'nun yüceliğini her yönüyle temsil edecek, ilke ve inkılâpları ile çağdaşlaşmaya yönelik düşüncelerini yansıtacak bir anıtmezar yapma fikri, Atatürk'ü kaybetmenin derin hüznü içindeki Türk milletinin ortak isteği olarak belirmiş ve yapımına karar verilmiştir.                    

RASATTEPE (ANITTEPE)                  

Anıtkabir yapılmadan önce rasat istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe'nin ismi Rasattepe idi.                  

Bu tepede, M.Ö 12. yüzyılda Anadolu'da devlet kuran Frig Uygarlığı'na ait tümülüsler (mezar yapıları) bulunmaktaydı. Anıtkabir'in Rasattepe'de yapılmasına karar verildikten sonra bu tümülüslerin kaldırılması için arkeolojik kazılar yapıldı. Bu tümülüslerden çıkarılan eserler, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.                     

ANITKABİR'İN İNŞAASI

Anıtkabir projesinin belirlenmesinden sonra, inşaatın başlayabilmesi için ilk aşamada kamulaştırılma çalışmalarına başlandı. Anıtkabir'in inşaatı ise 9 Ekim 1944'de görkemli bir temel atma töreni ile başladı. Anıtkabir'in inşası dokuz yıllık bir süre içinde dört aşamalı olarak yapılmıştır.

Birinci Kısım İnşaat: 1944 - 1945

Toprak seviyesi ve aslanlı yolun istinat duvarının yapılmasını kapsayan birinci kısım inşaata 9 Ekim 1944'te başlamış ve 1945'te tamamlanmıştır.                    

 

İkinci Kısım İnşaat: 1945 - 1950

Mozole ve tören meydanını çevreleyen yardımcı binaların yapılmasını kapsayan ikinci kısım inşaat 29 Eylül 1945'te başlamış, 8 Ağustos 1950'de tamamlanmıştır. Bu aşamada inşaatın kâgir ve betonarme yapı sistemine göre, temel basıncının azaltılması göz önünde tutularak, anıt kütlesinin "temel projesinin" hazırlanması kararlaştırılmıştır. 1947 yılı sonuna kadar mozolenin temel kazısı ve izolasyonu tamamlanmış ve her türlü çöküntüleri engelleyecek olan 11 metre yüksekliğinde betonarme temel sisteminin demir montajı bitirilme aşamasına gelmiştir. Giriş kuleleri ile yol düzeninin önemli bir kısmı, fidanlık tesisi, ağaçlandırma çalışmaları ve arazinin sulama sisteminin büyük bir bölümü tamamlanmıştır.

Üçüncü Kısım İnşaat: 1950

Anıtkabir üçüncü kısım inşaatı, anıta çıkan yollar, aslanlı yol, tören meydanı ve mozole üst döşemesinin taş kaplaması, merdiven basamaklarının yapılması, lahit taşının yerine konması ve tesisat işlerinin yapılmasını kapsıyordu.             

Dördüncü Kısım İnşaat: 1950 - 1953

Anıtkabir'in 4. kısım inşaatı ise şeref holü döşemesi, tonozlar alt döşemeleri ve şeref holü çevresi taş profilleri ile saçak süslemelerinin yapılmasını kapsıyordu. Dördüncü kısım inşaat 20 Kasım 1950'de başlamış ve 1 Eylül 1953'te bitirilmiştir.

"Anıtkabir Projesi"nde mozolenin kolonat üstünde yükselen tonoz bir bölüm vardı. 4 Aralık 1951 tarihinde hükümet, şeref holünün 28 m.lik yüksekliğinin azaltılması ile yapının daha çabuk bitirilmesinin mümkün olup olmadığını mimarlara sordu.

Mimarlar yaptıkları çalışmalar sonunda şeref holünü taş bir tonoz yerine, bir betonarme tavan ile örtmenin mümkün olduğunu bildirdiler. Böylece tonoz yapının zemine vereceği ağırlık ve bunun doğuracağı teknik mahzurlar da ortadan kalkıyordu.

Anıtkabir yapımında beton üzerine dış kaplama malzemesi olarak kolay işlenebilen gözenekli, çeşitli renklerde traverten, mozole içi kaplamalarında ise mermer kullanılmıştır.

Heykel grupları, aslan heykelleri ve mozole kolonlarında kullanılan beyaz travertenler Kayseri Pınarbaşı İlçesi'nden, kulenin iç duvarlarında kullanılan beyaz travertenler ise Polatlı ve Malıköy'den getirilmiştir. Kayseri Boğazköprü mevkiinden getirilen siyah ve kırmızı travertenler tören meydanı ve kulelerin zemin döşemelerinde, Çankırı Eskipazar'dan getirilen sarı travertenler zafer kabartmaları, şeref holü dış, duvarları ve tören meydanını çevreleyen kolonların yapımında kullanılmıştır.

Şeref holünün zemininde kullanılan krem, kırmızı ve siyah mermerler Çanakkale, Hatay ve Adana'dan, şeref holü iç yan duvarlarında kullanılan kaplan postu Afyon'dan, yeşil renk mermer Bilecik'ten getirilmiştir. 40 ton ağırlığındaki yekpare lahit taşı Adana'nın Osmaniye İlçesi'nden, lahitin yan duvarlarını kaplayan beyaz mermer ise Afyon'dan getirilmiştir.                    

 

Anıtkabir'in mimari özellikleri

Türk mimarlığında 1940-1950 yılları arası, "II. Ulusal Mimarlık Dönemi" olarak adlandırılır. Bu dönemde daha çok anıtsal yönü ağır basan, simetriye önem veren, kesme taş malzemenin kullanıldığı binalar yapılmıştır. Anıtkabir bu dönemin özelliklerini taşımaktadır.

Anıtkabir Yerleşim Planı

Bu dönem özellikleri ile birlikte Anıtkabir'de Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerine ve süsleme öğelerine sıkça rastlanır.

Örneğin dış cephelerde, duvarların çatı ile birleştiği yerde kuleleri dört yandan saran Selçuklu taş işçiliğinde testere dişi olarak adlandırılan bordür bulunmaktadır. Ayrıca Anıtkabir'in bazı yerlerinde (Mehmetçik Kulesi, Müze Müdürlüğü) kullanılan çarkıfelek ve rozet denilen taş süslemeler Selçuklu ve Osmanlı sanatında da göze çarpmaktadır.

Bütün bu özellikleriyle yapıldığı dönemin en iyi örneklerinden biri olan Anıtkabir yaklaşık 750.000 m² lik bir alanı kaplamakta olup, Barış Parkı ve Anıt Bloku olarak iki kısma ayrılır.

Barış Parkı

Anıtkabir; Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" özdeyişinden ilham alınarak, çeşitli yabancı ülkelerden ve Türkiye'nin bazı bölgelerinden getirilen fidanlarla oluşturulan Barış Parkı içinde yükselmektedir.

Afganistan, A.B.D., Almanya, Avusturya, Belçika, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hindistan, Irak, İngiltere, İspanya, İsrail, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Kıbrıs, Mısır, Norveç, Portekiz, Yugoslavya ve Yunanistan'dan çeşitli ağaç ve fidanlar getirilmiştir. Bugün Barış Parkı'nda 104 ayrı türden yaklaşık 48.500 adet süs ağacı, ağaççık ve süs bitkisi bulunmaktadır.

Barış Parkı’na ağaç armağan eden ülkeler ve armağan ettikleri ağaçlar:

Afganistan: 15 Akkavak, 10 Nesteren Gül, 12 Çitlembik,  ABD: 310 Mavi Ladin, 100 Mavi Selvi, 100 Sedir, Avusturya: 55 Dağ Çamı, Batı Almanya: 25 Bataklık Meşesi, 10 Huş, 15 Ihlamur, 5 Atlas Sediri, 5 Yalancı Selvi, 8 Pinus Sabiniana, 17 Erik, 5 Yatık Ardıç, 200 Gül, Belçika: 10 Kotoneaster, 13 Şimşir, 12 Top Mazı, 12 Yatık Ardıç, 12 Sedir, 12 Akçaağaç, 12 Porsuk, 12 Göknar, 12 Sarıçam, Danimarka: 20 Kayın, Finlandiya: 275 Huş, Fransa: 10 Kızılağaç, 10 Sarıçam, 10 Sahil Çamı, 10 Fıstık Çamı, 10 Avrupa Melezi, 10 Göknar, 10 Kayın, 10 Avrupa Ladini,  Çin: Bir miktar Armand Çamı ile Çin Göknarı tohumu, Hindistan: 289 Sahil Çamı, Irak: 20 Musul Fıstığı, İngiltere: 50 Kiraz, 50 Porsuk, 100 Karaçam, 50 Meşe, İspanya: 1 Karaağaç, 1 Selvi, 4 Sahil Çamı, 1 Dişbudak, 2 Kestane, 3 Ardıç, 1 Ceviz, 1 Meşe, İsrail: 30 Sahil Çamı, İtalya: 5 Karayemiş, 5 Mezarlık Selvisi, 8 Fıstık Çamı, 10 Mavi Selvi, 5 Karaçam, 7 Sedir, Japonya: 35 Kiraz, Kanada: 30 Akçaağaç, Kıbrıs: 5 Çam, Mısır: 8 Akkavak, 6 Katalpa, 6 Gladiçya, 6 Akasya, 6 Salkım Akasya                 

Anıt Bloku

Anıtkabir Anıt Bloku üç bölümden oluşmaktadır.                   

Aslanlı Yol , Tören Meydanı , Mozole.                   

Anıtkabir'e Tandoğan kapısından girildiğinde Barış Parkı içerisinde uzanan yoldan Aslanlı Yol başındaki 26 basamaklı geniş merdivenlere ulaşılır. Merdivenin hemen başında karşılıklı olarak istiklal ve hürriyet kuleleri yer alır.

Anıtkabir yapı topluluğu içinde, simetri gözetilerek yerleştirilmiş olan on adet kule vardır. Bu kulelere ulusumuzun ve devletimizin oluşumunda büyük tesirleri olan yüce kavramları temsil eden isimler verilmiştir. Kuleler, plan ve yapı bakımından birbirinin benzeridir. Kareye yakın 12x14x7,20 m. boyutlarında dikdörtgen plan üzerine kurulmuş olan kulelerin üzeri piramit biçiminde çatılarla örtülüdür. Çatıların tepelerinde, eski Türk çadırlarında görülen tunç mızrak ucu vardır. Eski Türk kilim desenlerinden alınmış geometrik süslemeler, fresk tekniğinde uygulanmıştır.

Ayrıca kulelerin iç duvarlarında, o kulenin ismiyle ilgili bir kompozisyon ve Atatürk'ün özlü sözleri bulunmaktadır.

İstiklal Kulesi

Aslanlı yolun sağ başındaki İstiklal Kulesi'nin iç duvarlarında bulunan kabartmada, ayakta duran ve iki eliyle kılıç tutan bir gencin yanında bir kaya üzerine konmuş kartal figürü görülmektedir. Kartal, mitolojide ve Selçuklu sanatında gücün, istiklâl ve bağımsızlığın sembolü olarak tasvir edilmiştir. Kılıç tutan genç ise istiklali savunan Türk milletini temsil etmektedir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.                   

Ayrıca kule duvarlarında yazı bordürü olarak Atatürk'ün istiklalle ilgili şu sözleri yer almaktadır:                   

"Ulusumuz en korkunç yok oluşla son buluyor gibi görünmüşken, tutsak edilmesine karşı evladını ayaklanmaya davet eden atalarının sesi, kalplerimiz içinde yükseldi ve bizi son Kurtuluş Savaşı'na çağırdı." (1921)

"Hayat demek savaşma, çarpışma demektir. Hayatta başarı kesinlikle savaşta başarı kazanmakla mümkündür." (1927)

"Biz hayat ve bağımsızlık isteyen ulusuz ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı hiçe sayarız." (1921)

"İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur. Türk ulusu, Türkiye'nin gelecekteki çocukları, bunu bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar." (1927)

"Bu ulus bağımsızlıktan yoksun olarak yaşamamıştır, yaşıyamaz ve yaşamıyacaktır, ya istiklal ya ölüm." (1919)       

Kulenin içinde ise Anıtkabir maketi ile Anıtkabir'i tanıtıcı ışıklı panolar bulunmaktadır.

Hürriyet Kulesi

Aslanlı Yol'un sol başında bulunan Hürriyet Kulesi içindeki kabartmada; elinde kağıt tutan melek figürü ile meleğin yanında şaha kalkmış bir at tasvir edilmiştir. Melek figürü bağımsızlığın kutsallığını, elindeki kağıt "Hürriyet Beyannamesi"ni sembolize etmektedir. At figürü ise hürriyet ve bağımsızlık sembolüdür. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.

Kule duvarlarında Atatürk'ün hürriyet ile ilgili şu sözleri yazılıdır.

" Esas, Türk ulusunun saygın ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumundan yüksek bir işleme hak kazanamaz." (1927)

"Bence, bir ulusta şerefin, onurun, namusun ve insanlığın sürekli olarak bulunabilmesi kesinlikle o ulusun özgürlük ve bağımsızlığına sahip olabilmesiyle mümkündür."

"Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayandığı ulusal egemenliktir."

"Bütün tarihsel yaşantımızda özgürlük ve bağımsızlığa sembol olmuş bir ulusuz."                    

Kule içinde Anıtkabir'in inşaat çalışmalarını gösteren fotoğraf sergisi ve inşaatta kullanılan taş örnekleri bulunmaktadır.

Kadın heykel Grubu

İstiklal kulesinin önünde, ulusal giysiler giymiş üç kadından oluşan bir heykel grubu vardır. Bu kadınlardan kenarlardaki ikisi yere kadar uzanan kalın bir çelenk tutmaktadır. Başak demetlerinin meydana getirdiği çelenk bereketli yurdumuzu temsil etmektedir. Soldaki kadın, ileri uzattığı elindeki kapla Atatürk'e tanrıdan rahmet dilemekte, ortadaki kadın eliyle yüzünü kapamış ağlamaktadır.

Kadın heykel grubu

Bu üçlü grup, Türk kadınlarının Atatürk'ün ölümünün derin acısı içinde bile gururlu, ağırbaşlı ve azimli oluşunu dile getirmektedir. Heykel grubu Hüseyin Özkan'ın eseridir.

Erkek heykel grubu

Hürriyet Kulesi'nin önünde üç erkekten oluşan heykel grubu vardır. Sağdaki erkek başında miğferi ve kalın kaputu ile Türk askerini temsil ederken, onun yanında elinde kitabı ile Türk gençliğini ve aydın insanı, biraz gerisinde ise yerel kıyafetlerle Türk köylüsü temsil edilmiştir. Her üç heykelin yüzünde derin acı ile Türk milletinin kendine özgü ağırbaşlılığı ve yüksek irade gücü dile getirilmiştir. Heykel grubu, Hüseyin Özkan'ın eseridir.

Aslanlı Yol     

Ziyaretçileri Atatürk'ün yüce huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 m. uzunluğundaki yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli bulunmaktadır. Atatürk'ün Türk ve Anadolu tarihine verdiği önem sebebiyle, Anadolu'da uygarlık kuran Hititlerin sanat üslubu ile yapılan aslan heykelleri kuvvet ve sükuneti temsil etmektedir. Heykeller Hüseyin Özkan'ın eseridir. Ziyaretçilerin de kabrin manevi atmosferine ayak uydurmaya yönlendirildiği Aslanlı yolda, taşlar Ata’nın huzuruna çıkanların “başlarının öne eğik” olması için 5 santimlik çim boşluğu bırakılarak döşenmiştir.                                      

Aslanlı Yol

 

Tören Meydanı

Aslanlı yolun sonunda yer alan tören meydanı 129 x 84,25 m. boyutlarındadır. 15.000 kişi kapasiteli bu alanın zemini; siyah, kırmızı, sarı ve beyaz renkte traverten taşlardan oluşan 373 adet halı ve kilim deseniyle bezenmiştir.

Tören Meydanı

Tören Meydanı

Mehmetçik Kulesi                 

Aslanlı yolun bitiminde sağda Mehmetçik Kulesi yer almaktadır. Kulenin dış yüzeyinde yer alan kabartmada; cepheye gitmekte olan Mehmetçiğin evinden ayrılışı ifade edilmektedir. Bu komposizyonda, elini asker oğlunun omuzuna atmış onu vatan için savaşa gönderen hüzünlü, fakat gururlu anne tasvir edilmiştir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.                    

Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Mehmetçik ve Türk kadınları hakkında söylediği özlü sözler yer almaktadır:

"Kahraman Türk eri Anadolu savaşlarının anlamını kavramış, yeni bir ülke ile savaşmıştır." ( 1921)

"Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ulusunda Anadolu köylü kadının üstünde kadın çalışmasından söz etmek imkânı yoktur." ( 1923)

"Bu ulusun çocuklarının özverileri, kahramanlıkları için ölçü birimi bulunamaz."                   

Kulenin içinde; Anıtkabir ve Atatürk ile ilgili çeşitli kitaplar ve hediyelik eşyalar ziyaretçilere sunulmaktadır.

Tören Meydanı ve Mozole

Atatürk ve Türk Devrimi Kütüphanesi                   

Mehmetçik ve Zafer kuleleri arasında yer alan; müze, kitaplık ve Kültürel Faaliyetler Müdürlüğü'nün içindeki birimde "Atatürk ve Türk Devrimi Kütüphanesi" bulunmaktadır. Atatürk, milli mücadele ve inkılâplar konulu Türkçe ve yabancı dillerde kitapların bulunduğu bir "İhtisas Kütüphanesi" olarak, her kesimden araştırmacı ve okuyucuya hafta içi 09.00-12.30 / 13.30-17.00 saatleri arasında hizmet vermektedir.

Zafer Kulesi                  

Kulenin duvarlarında Atatürk'ün en önemli üç zaferinin tarihi ve zaferle ilgili özlü sözleri yazılıdır.

Atatürk'ün cenaze töreninde kullanılan top arabası

Kule içinde Atatürk'ün naaşını 19 Kasım 1938'de İstanbul Dolmabahçe Sarayı'ndan alarak Sarayburnu'nda donanmaya teslim eden top arabası sergilenmektedir.                  

İsmet İnönü'nün Lahti                  

Barış ve Zafer Kuleleri arasında yanları açık sütunların oluşturduğu galerinin ortasında 25 Aralık 1973 yılında vefat eden, Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı, Türk Milli Mücadelesinin Batı Cephesi komutanı ve İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün sembolik lahti bulunmaktadır. Mezar odası alt kattadır.                    

İsmet İnönü, Anıtkabir'e 28 Aralık 1973'te Bakanlar Kurulu Kararı ile defnedilmiştir.

Barış Kulesi                   

Kulenin iç duvarında Atatürk'ün "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ilkesini dile getiren bir kabartma kompozisyonu yer almaktadır. Bu kabartmada çiftçilik yapan köylüler ve yanlarında kılıcını uzatarak onları koruyan bir asker figür tasvir edilmiştir. Bu asker barışın sağlam ve güvenli kaynağı olan Türk ordusunu sembolize etmektedir. Bu şekilde insanlar Türk ordusunun sağladığı huzur ortamı içinde günlük hayatlarını devam ettirmektedirler. Kabartma, Nusret Suman'ın eseridir.                                   

Kule duvarlarında Atatürk'ün barış ile ilgili şu sözleri yer almaktadır.

"Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir." (1935)

"Yurtta Barış, Cihanda Barış."

"Ulusun hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir." (1923)                      

Kulenin içinde ise Atatürk'ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı Lincoln marka tören ve makam otomobilleri sergilenmektedir.            

23 Nisan Kulesi                   

Kulenin iç duvarında 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışını temsil eden bir kabartma yer almaktadır. Bu kabartmada, ayakta duran kadının tuttuğu kağıdın üzerinde 23 Nisan 1920 yazılıdır. Kadının diğer elinde Millet Meclisimizin açılışını simgeleyen bir anahtar bulunmaktadır. Kabartma, Hakkı Atamulu'nun eseridir.

Kule duvarlarında meclisin açılışıyla ilgili Atatürk'ün özlü sözleri yer almaktadır:                       

"Bir tek karar vardı: O da ulusal egemenliğe dayalı, hiçbir koşula bağlı olmayan bağımsız, yeni bir Türk Devleti kurmak." (1919)

"Türkiye Devletinin tek ve gerçek temsilcisi yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir."

"Bizim bakış açılarımız kuvvetin, gücün, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır."                 

Kulede Atatürk'ün 1936 - 1938 yılları arasında kullandığı Cadillac marka özel otomobili sergilenmektedir.                    

Bayrak Direği                  

Anıtkabir'in Çankaya yönündeki 28 basamaklı tören meydanına giriş merdivenlerinin ortasında, tek parçalı yüksek bir direk üzerinde Türk bayrağı dalgalanır. Amerika'da özel olarak yaptırılan 33.53 m. yüksekliğindeki bu direk, Avrupa'daki tek parça çelik bayrak direklerinin en yükseğidir. Direğin 4 metresi kaidenin altında kalmaktadır.

Anıtkabir bayrak direği dikilirken

Amerika'da yaşayan Türk asıllı Amerika vatandaşı Nazmi Cemal tarafından, kendi bayrak direği fabrikasında imal edilerek 1946 yılında Anıtkabir'e hediye edilmiştir. Bayrak direğinin kaidesinde yer alan kabartmada; meşale Türk medeniyetini, kılıç taarruz gücünü, miğfer savunma gücünü, meşe dalı zaferi, zeytin dalı ise barışı simgelemektedir. Türk bayrağı, ulusumuzun yurdunu savunma, zafer kazanma, barışı koruma ve uygarlık kurma gibi yüce değerleri üzerinde dalgalanmaktadır. Kabartma Kenan Yontuç'un eseridir.                  

Anıtkabir bayrak direği

Misak-ı Milli Kulesi                   

Müzenin girişindeki bu kulenin içinde bulunan kabartma, tek vücut olarak kenetlenmemizi sembolize etmektedir. Kabartma, bir kılıç kabzası üzerinde üst üste konmuş dört elden ibarettir. Bu komposizyon Türk vatanının kurtarılması için içilen millet andını ifade etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.

Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Milli Misak ile ilgili şu sözleri yazılıdır:

"Kurtuluşumuzun genel kuralı olan ulusal andı tarih safhasına yazan ulusun demir elidir." (1923)

"Ulusal sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz." (1921)

"Ulusal benliği bulamayan uluslar başka ulusların avıdır." (1923)                     

Kulenin ortasında Anıtkabir'de icra edilen törenlere katılan heyetlerin özel defteri imzalamaları için imza kürsüsü yeralmaktadır. Müzenin girişi olan bu kulede bulunan aktüalite panolarında Anıtkabir'de yapılan önemli törenlere ait fotoğraflar da sergilenmektedir.                   

Anıtkabir Atatürk Müzesi                  

Anıtkabir Proje Yarışması şartlarına uygun olarak, Misak-ı Milli ve İnkılâp kuleleri arasındaki bölüm müze olarak belirlenmiştir. Bu amaçla 21 Haziran 1960'ta Anıtkabir Atatürk Müzesi açılmıştır. Burada Atatürk'ün kullandığı eşyalar ve kendisine hediye edilen armağanlar ve giysileri teşhir edilmektedir.                  

Atatürk Müzesi

Müzede ayrıca Atatürk'ün madalya ve nişanları ile manevi evlatlarından A. Afet İnan, Rukiye Erkin, Sabiha Gökçen'in müzeye armağan ettikleri Atatürk'e ait eşyalar sergilenmektedir.                   

İnkılâp Kulesi                  

Müzenin devamı olan bu kulede Atatürk'ün giydiği elbiseler sergilenmektedir. Kulenin iç duvarında yer alan kabartmada zayıf, güçsüz bir elin tuttuğu sönmek üzere olan bir meşale, çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu'nu simgelemektedir. Güçlü bir elin göklere doğru kaldırdığı ışıklar saçan diğer bir meşale ise, yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk'ün Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için yaptığı inkılâpları simgelemektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.             

 "Bir toplum aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine, uygarlaşmasına teknik imkân ve bilimsel ihtimal yoktur."

"Biz ilhamlarımızı gökten ve bilinmeyen alemden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz."

Müzenin giysi bölümü olarak kullanılan bu kulede; Anadolu Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in yaptığı Atatürk'ün gerçek boyutlarında balmumu heykeli bulunmaktadır.                   

Cumhuriyet Kulesi                   

Sanat Galerisi'nin girişi olan bu kulenin duvarlarında Atatürk'ün Cumhuriyet ile ilgili şu özlü sözü bulunmaktadır.

"En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi kavramış ve onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi gerçekten kanıtlamış olduğumuzdur."                   

Kulenin içinde, Atatürk'ün öğrenim gördüğü Manastır Askeri İdadisi ile Sivas ve Erzurum Kongre binaları ve I. T.B.M.M. binalarının maketleri ve o dönemlere ait fotoğraflar sergilenmektedir.                     

Sanat Galerisi

Cumhuriyet Kulesi ve Müdafaa-i Hukuk Kuleleri arasında yer alan bu bölümde Atatürk'ün özel kitaplığı teşhir edilmektedir.                     

Duvarlarda Atatürk'ü ziyaret etmiş olan yabancı devlet adamları ile Atatürk'ü birlikte tasvir eden yağlı boya tablolar bulunmaktadır. Bu tablolar, ressam Rahmi Pehlivanlı'nın eseridir.                                       

Atatürk'ün özel kitaplığı

Galeride ayrıca, Atatürk, Milli Mücadele ve Anıtkabir konulu belgesel filmlerin gösterildiği sinevizyon bölümü yer almaktadır.

Müdafaa-i Hukuk Kulesi                   

Bu kule duvarının dış yüzeyinde yer alan kabartmada, Kurtuluş Savaşı'mızda ulusal birliğimizin temeli olan Müdafaa-i Hukuk dile getirilmektedir. Kabartmada, bir elinde kılıç tutarken diğer elini ileri uzatmış sınırlarımızı geçen düşmana "Dur!" diyen bir erkek figür tasvir edilmiştir. İleri uzatılan elin altında bulunan ulu ağaç yurdumuzu, onu koruyan erkek figürü ise kurtuluş amacıyla birleşmiş olan milletimizi temsil etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.                    

Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Müdafaa-i Hukuk konusunda söylediği sözler yer almaktadır:

"Ulusal gücü etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır." ( 1919)

"Ulus bundan sonra hayatına, bağımsızlığına ve bütün varlığına şahsen kendisi sahip çıkacaktır." ( 1923)

"Tarih; bir ulusun kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez." (1919)

"Türk ulusunun kalbinden, vicdanından doğan ve onu esinlendiren en esaslı, en belirgin istek ve iman belli olmuştu: Kurtuluş." ( 1927)

Kulenin içinde "Atatürk ve Milli Mücadele" konulu periyodik sergiler düzenlenmektedir. Ayrıca Atatürk'ün öğrenim gördüğü Harbiye Mektebi'nin maketi bulunmaktadır.

Sakarya Meydan Muharebesi Konulu Kabartma

Komposizyonun sağında bir genç, iki at, bir kadın ve bir erkek bulunmaktadır.Bunlar, savaşın ilk döneminde düşman saldırıları karşısında evlerini bırakıp yurt savunması için yollara düşmüştür. Sağdaki delikanlı arkaya dönmüş, sol elini kaldırıp yumruğunu sıkarak düşmanlara; "Bir gün döneceğiz ve sizden öcümüzü alacağız" demektedir.

Bu üçlü grubun önünde çamura batmış bir araba, çabalayan atlar, tekerleği döndürmeye çalışan bir erkek ve iki kadın ile ayakta bir yiğit ve ona bir kılıç sunan diz çökmüş bir kadın vardır. Bu grup figürleri, Sakarya Muharebesi başlamadan önceki dönemi temsil etmektedir. Bu grubun solunda, yere oturmuş iki kadın ve bir çocuk, düşman istilası altında, Türk ordusunu bekleyen halkımızı simgelemektedir. Bu halkın üzerinden uçarak Başkomutan Mustafa Kemal'e çelenk sunan bir zafer meleği vardır.

Komposizyonun sonunda yere oturan kadın vatan anayı, diz çöken genç Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazanan Türk ordusunu, meşe ağacı ise zaferi simgelemektedir. Vatan ana, Türk Ordusu'nun zaferinin simgesi olan meşe ağacını göstermektedir. Kabartma İlhan Koman'ın eseridir.

Başkomutan Meydan Muharebesi Konulu Kabartma         

Komposizyonun solunda yer alan ve bir köylü kadın, bir erkek çocuk ve bir attan oluşan grup milletçe savaşa hazırlık dönemini temsil etmektedir. Sonraki bölümde; Atatürk bir elini ileri uzatmış ve "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" diyerek ordularımıza hedefi göstermektedir. Öndeki melek, Ata'nın emrini borusu ile uzak ufuklara iletmektedir. Bundan sonraki bölümüde, Atatürk'ün emrini yerine getiren Türk ordusunun fedakarlıklarını ve kahramanlıklarını temsil eden kabartmada, vurulup düşen bir erin elindeki bayrağı kavrayan bir yiğit ile siperde ellerinde kalkan ve kılıçlı bir asker Türk ordusunun taarruzunu sembolize etmektedir. Önde ise elinde Türk bayrağı ile Türk ordusunu çağıran zafer meleği bulunmaktadır. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.

Başkomutan Meydan Muharebesi Konulu Kabartma

Mozole

Anıtkabir'in en önemli bölümü olan mozoleye çıkan 42 basamaklı merdivenlerin ortasında "hitabet kürsüsü" yer almaktadır. Mermer kürsünün tören meydanı cephesi dairesel geometrik motiflerle süslü olup, ortasında Atatürk'ün "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" sözü yazılıdır. Kürsü Kenan Yontuç'un eseridir.                

Hitabet Kürsüsü

Mozole

Mozole 72 x 52 x 17 m. boyutlarında uzunca dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş olup, ön ve arka sekiz, yan cepheler ise 14.40 m. yüksekliğinde ondört kolonatla çevrelenmiştir. Mozole cephesinde, solda Atatürk'ün Türk gençliğine hitabı, sağda ise Cumhuriyet'in kuruluşunun 10. yıldönümünde söylediği nutku yer almaktadır. Harfler taş kabartma üzerine altın yaldızlarla yazılmıştır.                  

Şeref Holü

Şeref holüne bronz kapılardan girilir. Girişte sağda Atatürk'ün 29 Ekim 1938 tarihli Türk Ordusu'na son mesajı, solda ise 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Atatürk'ün ölümü üzerine yayınladığı 21 Kasım 1938 tarihli Türk milletine taziye mesajı yer almaktadır. Bu iki yazıt Atatürk'ün doğumunun 100. yılı olan 1981'de yazılmıştır.Girişin tam karşısında büyük pencerenin yer aldığı nişin içinde, Atatürk'ün sembolik lahdi bulunmaktadır.

Atatürk'ün 29 Ekim 1938 tarihli Türk Ordusu'na son mesajı

Mermer lahit

Lahit taşı tek parça kırmızı mermer olup 40 ton ağırlığındadır. Lahit taşının yer aldığı bölüm ise beyaz Afyon mermeri ile kaplıdır. Şeref holünün zemini Adana ve Hatay'dan, yan duvarları ise Afyon ve Bilecik'ten getirilen kırmızı, siyah, yeşil ve kaplan postu mermerlerle kaplanmıştır. Şeref holünün 27 kirişten oluşan tavanı ile yan galeri tavanları mozaik ile süslenmiştir. Şeref holünün yüksekliği 17 m. olup, yan duvarlarında altışardan 12 adet bronz meşale bulunmaktadır. Mozole yapısının üstü, düz kurşun çatı ile örtülüdür.                   

Mezar Odası

Atatürk'ün aziz naaşı, mozolenin zemin katında doğrudan doğruya toprağa kazılmış bir mezarda bulunmaktadır. Mozolenin birinci katı olan şeref holündeki sembolik lahit taşının tam altında bulunan mezar odası Selçuklu ve Osmanlı mimari stilinde sekizgen planlı olup, piramidal külahlı, tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Zemin ve duvarlar siyah, beyaz, kırmızı mermerlerle kaplanmıştır. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer almaktadır. Mermer sandukanın çevresinde bütün illerden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır.                  

Mezar Odası

Anıtkabir'e ulaşım bilgileri şöyledir: Anıt Caddesi Tandoğan/Ankara Tel: (312) 2311861

Kaynak: http://www.kultur.gov.tr, Kültür Bakanlığı Anıtkabir sayfası.

III

GÖMÜLECEĞİ YER

Atatürk'ün gömüleceği yer ve toprak:

O'nun kabri Ankara'da olacaktır. Fakat bu şehrin neresinde? Çünkü O'nun en son kuvvetli isteği bir an önce Ankara'ya dönebilmekti. Biri Büyük Millet Meclisi'nden İstasyon'a inen cadde üzerindeki yuvarlak yer, diğeri Çankaya'daki yeni köşkün mermer havuzu. Bu yerler şu nedenle konuşulmuştur:

Bir akşam Atatürk'ün etrafında toplananlar arasında, O'nun ölümlü oluşu üzerinde durulmuş ve özellikle kendisi 1926 suikast girişiminden sonra söylediği cümleyi tekrar etmişti.

"Benim naçiz vücudum bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." dedikten sonra "Milletim beni istediği yerde yatırsın, yeter ki beni unutmasın," demişti.

Şeref Holü

Meclisin altındaki yuvarlak yeri ortaya atan kişiye ise, "iyi ve kalabalık bir yer, fakat ben böyle bir arzumu milletime vasiyet edemem". Ancak, gene o akşam ileri sürülen bir fikrin kendisini çok duygulandırdığını, bugün bile hatırlıyorum.

Memleketin bütün sınır boylarından getirilecek toprak üzerinde yatmak. Recep Peker, hararetle bu fikrin sembolik savunmasını yapmıştı.

Atatürk, böyle bir fikrin uygulanmasından ancak, ölümlü vücudu için hoşlanacağını ve gurur duyacağını anlatırken bana bakarak: "Bunu unutma!" demişti.

Prof. Dr. Afet İNAN

Kaynak: Ulus Gazetesi, 25.06.1950

 

IV

HİLALİN ORTASINDAKİ YILDIZ: ANITKABİR 

“Gelecek yıl, 29 Ekim günü, Cumhuriyetin 30’uncu yıldönümünde, Anıtkabir bitmiş olacak. Gelecek yıl, 10 Kasım günü, ölümünün 15’inci yıldönümünde, Atatürk’ü geçici olmayan kabrinde ziyaret edebileceğiz. Gelecek yıl, bu vakitlerde ve ondan sonra her zaman, geceler ne kadar karanlık olursa olsun, başımızı Rasat Tepe’ye kaldırınca, göğe vuran bir aydınlık göreceğiz...”

Genç bir gazeteci olan Bülent Ecevit 1952’de gazetedeki yazısına bu sözlerle başlıyordu. “Atatürk’ten en az bir vatan devralmış nesillerin en büyük vicdan azabı, gelecek yıl bu vakitler sona ermiş olacak” diyordu.

Başlangıcından buyana yapımın gelişimini yakından izleyen gazeteci Ecevit, yapı giderlerinin 20.000.000 TL kadar tutacağını, yetiştirilen 140 bin fidanın 60 bininin dikildiğini, ve yeni adı ile Anıt Tepe’nin gelecekte bir orman görüntüsünde olacağını o yıllarda okuyucuları ile paylaşıyordu. Anıtkabir yapımının çeşitli bölümlerinde görev alan dört firmanın özenle işlerini yaptıklarından övgüyle söz eden Ecevit, yapımdan insan manzaraları nakletmeyi ihmal etmiyordu.

Ecevit, Mozole Bölümü ve Şeref Salonu’nu yapmakta olan genç şantiye şefi Osman Akman’la görüşmüştür. Ankara’nın genç yüksek mühendislerinden olan Osman Akman’ın gözündeki pırıltı ve heyecanı aynı heyecanla aktarır.

“Keşke” diye anlatmaya başlar Osman Akman, “9 Ekim 1944 günü doğudan başlayarak atılan temeliyle, taşıyla, toprağıyla, bayrağıyla, harcıyla yapımının tüm aşamaları filme alınsaydı. Yontulan her taşın tarihi bir yeri vardır” diye düşüncelerini Ecevit’e aktarır genç mühendis. Keşke alınsaydı. Geceleri Rasat Tepe’den yükselen ışığın öyküsünü keşke hep birlikte izliyor olabilseydik. Ünlü mimarların projelerini yarıştırdıkları, her taşının, mermerinin özenle seçilerek gün geçtikçe yükselen yapıyı birkaç dakikalığına izleme fırsatı bulabilseydik.

Biraz daha gerilere, 1939 yılına gidelim ve Anıtkabir’in nasıl Rasat Tepe’de yükselmeye başladığına, tepenin nasıl seçildiğine bakalım isterseniz.

Anıtkabir’in yerinin bulunması için 1939 yılında oluşturulan heyet, Aydınlık, Etlik, Keçiören, Cebeci, Altındağ’ı gezerek Anıtkabir için en uygun yeri arıyordu. Çalışmalarını sürdüren heyetin içinde ve meclisteki öteki vekiller arasında değişik görüşler vardı. Bunların başında gelen Anıtkabir’in Çankaya’ya yapılmasıydı. Başka bir görüş ise Ankara Kalesi’nde yapılacak bir anıt mezar yönündeydi.

Trabzon Milletvekili Yüksek Mühendis Mithat Aydın, komisyonun 17 Ocak 1939 tarihli son toplantısında, Anıtkabir yeri olarak Rasat Tepe’yi ileri sürdü. Tepenin  özelliklerini anlattı. Fakat daha önce Çankaya üzerinde görüş birliğine varmış olan üyeler kararlarından dönmüyorlardı. Bu arada Antalya Milletvekili Rasih Kaplan söz alarak “Arkadaşlar, yurdumuzda birçok yapıtlar ortaya koymuş olan bir mühendis arkadaşımız, bize yeni bir yer gösteriyor. Biz bu yeri görmeden nasıl reddedebiliriz. Yarın Mithat Aydın, genel kurulda söz alır ve ben bir yer gösterdim, gidip bakmadılar bile derse ne karşılık verirsiniz?” dedi.

Şeref Holü

Bu açıklama karşısında üyelerden büyük çoğunluğunun Rasat Tepe’yi görmek istemesi üzerine bu yönde karar alındı. Milletvekilleri Rasat Tepe’ye çıkarak tepeyi değişik yönlerinden incelediler. Vardıkları sonuç olumluydu. Ancak komisyonun düşüncelerini olumlu yönde etkileyen Süreyya Örgeevren’in Rasat Tepe’ye ilişkin şu tespitleri olmuştur:

“Rasat Tepe’nin bunlardan başka bir özelliği daha vardır ki, düş gücü genişçe olan her kişiyi derin bir biçimde ilgilendirir sanırım. Rasat Tepe, bugünkü ve yarınki Ankara’nın genel görünüşüne göre, bir ucu Dikmen’de öteki ucu Etlik’te olan bir hilal (yarım ay)in tam ortasında, bir yıldız gibidir. Ankara hilalin gövdesidir... Atatürk’ü böylece bayrağımızdaki yarım ayın yıldızının ortasına yatırmış olacağız.”

Anıtkabir Rasat Tepe’de 1953’te tamamlanır, tepe artık Anıt Tepe’dir. Ve yarım ayın ortasındaki yıldız, en karanlık gecelerinde bile Ankara semalarını aydınlatmaya devam etmektedir.

Kaynak: Feridun Büyükyıldız, Bütün Dünya Dergisi

V

Atatürk'ün Cenazesinin Anıtkabir'e Nakli

Ulu Önder'in 15 yıl süre ile kaldığı Etnoğrafya Müzesindeki geçici kabri 4 Kasım 1953'de açıldı.

Geçici kabrin açılmasında; Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, Eski Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, Cumhurbaşkanlığı Genel Katibi Nurullah Tolon, Eski Genel Katip Kemal Gedeleç, Ankara Valisi Kemal Aygün ve Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu hazır bulundular. Kabrin açılmasında, Erkek Teknik Sanat Okulu ve Yapı Enstitüsü öğretmen ve öğrencileri de görev aldı.

Kabrin açılmasına saat 09.05'de başlandı. Mezarı üstten ve yandan çevreleyen mermer levhalar birer birer çıkarıldı, kabrin üzerideki 80 cm. kalınlığında olan toprak tabaka alınarak, kağıt torbalarda toplandı. Daha sonra bu topraklar Anıtkabir'e getirilerek ebedi istiratgahına kondu. Toprağın altındaki döşeme de kaldırılarak geçici kabri boydan boya kaplayan çelik kapaklar dışarı çıkarıldı. Bu kapaklar kaldırıldığında, Atatürk'ün Türk Bayrağına sarılmış tabutu ile karşılaşıldı. 500 kg. ağırlığındaki tabut; sal tertibatı yapılmış olan vinçle yukarı çekilerek, Etnografya Müzesi'ndeki katafalka konuldu. Tabut katafalka konduktan sonra, kabrin açılmasında hazır bulunan resmi heyet tarafından bir protokol hazırlanarak imzalandı. Daha sonra Kız Teknik Öğretmen Okulu öğrencilerinin hazırladığı Türk Bayrağı, katafalkın üzerine serildi.

Ulu Önder Atatürk'ün aziz naşının önünde, 4 Kasım'dan 9 Kasım'a kadar yüksek öğretim öğrencileri, subaylar, sivil erkan ve generaller saygı nöbeti tuttular.

Törene katılacak olan resmi zevat, 10 Kasım 1953 günü saat 09.00'da, Etnografya Müzesi önüne geldi. Saat 09.05'de müzenin önündeki boru ile "Ti" işareti verildi. Bu işaretle birlikte Ankara tepelerinde top atışı başladı ve bu anda tüm törene katılanlar saygı duruşunda bulundu. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'ndan 12 er, Büyük Atatürk'ün Türk Bayrağına sarılı tabutunu omuzlar üzerine kaldırdılar ve Etnografya Müzesi önünde bekleyen top arabasına yerleştirdiler. 136 genç asteğmenin çektiği top arabası saat 09.20'de müze önünden hareket etti.

Töreni icra için oluşturulan birlik; tören komutanı, karargahı Kara Harp Okulu Bandosu ve sancağı, Harp Okulu Alayı Flamaları, Hava Harp Okulu'ndan bir bölük, toplu halde bayrakları taşıyan gençler ile bir izci alayından oluşmuştu. 12 general top arabasının iki tarafını çevreliyordu. Atatürk'ün İstiklal Madalyası, siyah kadife bir yastık üzerinde bir amiral tarafından taşınıyordu. Bunun arkasından da protokole dahil zevat geliyordu. Bu arda Hava Kuvvetlerine bağlı uçaklar da havadan korteje katılıyordu.

Kortej opera binası önünden Bankalar Caddesi yolu ile Ulus Meydanına doğru ilerledi. Büyük Millet Meclisi önünden geçerek istasyon önüne geldi. Buradan Ulaştırma Bakanlığı-Demiryolu köprüsünü takiben saat 11:15'de, Tandoğan Meydanına ulaşıldı. Kortej yol boyunca ilerlerken, Türk Hava Kurumunun uçakları Atatürk'ün bir portresini Ankara semalarında dalgalandırıyordu. Uçaklardan naaşın üzerine ufak paraşütlere bağlı çiçek demetleri atıldı.

Kortej 12:15'de Anıtkabir'e ulaştı. Aslanlı Yol'un başlangıcındaki alanda top arabasının yanaşacağı ve tabutun indirileceği merdivenler hazırlanmıştı. 12 er Atatürk'ün naaşını omuzlarına alarak Aslanlı Yol'da ilerlemeye başladılar. Yine tabutun sağ ve solunda 12 general yürüyordu. Yolun iki tarafına yerleştirilmiş kız ve erkek izciler ellerindeki çiçekleri tabutun geçeceği yola serpiyorlardı.

Atatürk'ün naaşı Aslanlı Yol'da

Atatürk'ün naaşı Tören Meydanı'nda

Atatürk'ün naaşı Hitabet Kürsüsü'nde

Atatürk'ün naaşı Şeref Holü'ne çıkan merdivenlerin başına geldiğinde, merdivenlerin iki yanında üçer sıra nöbet tutan izciler O'nu selamladılar. Tabut 12:50'de Şeref Holüne çıkan merdivenlerin ortasındaki Hitabet Kürsüsü'nün arkasında hazırlanmış olan koyu vişne rengi katafalk üzerine kondu.

Saat 12:55'de Cumhurbaşkanı Celal Bayar, katafalkın arkasından Türk Milletine hitaben bir konuşma yaparak;

"Atatürk, şimdi seni kurtardığın vatanın her köşesinden gelen topraklarla gömüyoruz. Fakat hakiki yerin Türk Milleti'nin minnet dolu sinesidir. Nur içince yat" sözleri ile tamamladı.

Tabut, O'nun her zaman itimadına mazhar olmuş Mehmetçiğin omuzlarında lahitin tam altında bulunan defin mahalline getirildi. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve diğer zevat mezarın etrafında yer almışlardı. Sanduka açılarak tam saat 13:30'da aziz naaş, Mehmetçiklerin elleriyle ebedi istiratgahına indirildi. Mezarın etrafında Ankara Toprağı ve yurdun dört bir köşesinden getirilmiş olan topraklar bulunuyordu. Mezara ilk toprağı Cumhurbaşkanı attı, diğer zevat da onu izledi. Defin işlemi tamamlandıktan sonra, Şeref Holü'nde lahitin önünde saygı duruşunda bulunuldu. Bu arada, Etnografya Müzesi'nde geçici kabrin açılışında hazır bulunan heyet tarafından defin tutanağı hazırlanarak imzalandı.

Resmi törenin sona ermesini müteakip, Anıtkabir halkın ziyaretine açıldı, anıt gece projektörlerle aydınlatıldı. 19 Kasım 1953 günü Ulu Önder'i tam 70.000 kişi ziyaret etti.

Anıtkabir törenlerinden bir an

Anıtkabir törenlerinden bir an

Anıtkabir törenlerinden bir an

Işığın sonsuza değin hiç sönmesin Anıt Tepe

ANITKABİR SANAL GEZİNTİ İÇİN TIKLAYIN  »  Anıtkabir Sanal Tur




Ana Sayfa | Teşekkürler | Kullanım Şartları | Gizlilik | İletişim | RSS
Web Hosting Natro.com
Powered by www.minibilisim.com.tr