Nutukları
RSS
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi ve Tahlili, 20.10.1927
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi ve Tahlili, 20.10.1927
Eklenme Tarihi: 13.11.2010:6
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi ve Tahlili, 20 Ekim 1927

Büyük Nutkunu okurken. (1927)

I

ATATÜRK'ÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABI

Atatürk Büyük Nutuk’unu, 15 Ekim 1927 - 20 Ekim 1927 tarihleri arasında 6 gün (otuz altı buçuk saat) süre ile okumuş, eserini Türk gençliğine hitap ile bitirmiştir.

"Muhterem Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda, milletim için ve müstakbel evlâtlarımız için dikkat ve teyakkuzu davet edebilecek bazı noktalar tebarüz ettirebilmiş isem, kendimi bahtiyar addedeceğim.

Efendiler, bu beyanatımla millî hayatı hitam bulmuş farz edilen büyük bir milletin, istiklâlini nasıl kazandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına müstenit millî ve asrî bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.

Bugün vasıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen millî musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.

Bu neticeyi Türk gençliğine emanet ediyorum."

"Ey Türk gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir, istikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakru zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!"

                                                       Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927

 

"Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi"nin Ord.Prof.Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu tarafından günümüz Türkçe'sine uyarlanmış hali:

"Ey Türk gençliği!

Birinci ödevin Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır.

Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli (güven) kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyecek kötüler bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için içinde bulunacağın ortamın olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler. Zorla ya da aldatıcı düzenlerle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine eylemli olarak girilmiş olabilir.

Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayinlik içinde bulunabilirler. Dahası, yönetim başında bulunan böyleleri, kişisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmış olan (dış) düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler.Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.

Ey Türk geleceğinin genç kuşakları! İşte bu ortam ve koşullarda bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve cumhuriyetini kurtarmaktır.

Gereksindiğin güç, damarlarındaki soylu kanda vardır."

                                                      Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927

II

ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ'NİN TAHLİLİ

Türk yurdunun Mondros Mütarekesi ile parçalanıp işgal edildiği günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktası olan İstiklâl Savaşı’nı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ve inkılâpların yapılışını anlatan Nutuk, siyasi ve millî tarihimizin birinci elden, ve pek değerli bir kaynak eseridir1. Atatürk Nutuk adlı eserini yazmaya 1927 yılında geçirdiği bir kalp krizinden sonra karar vermiştir. Bu üzücü olayın tarih önünde, tarihle hesaplaşarak Partisine yön ve emir vermesi olayını hızlandırdığında da kuşku yoktur. Atatürk tarihi olayları birinci elden ve vesikalarıyla yine “tarihi yapan kişi” olmaktan çıkıp “tarihi yazan kişi” olmaya bu vesileyle karar vermiştir. Bunu gerçekleştirirken de hem bütün karşıtlarıyla hesaplaşmış hem de tarih önünde eylemlerinin hesabını vermiştir. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İkinci Büyük Kurultayı’nın bu söylev için çok güzel bir ortam niteliği taşımakta oluşu da ayrıca üzerinde durulması gerekli bir başka noktayı oluşturmaktadır.2

Atatürk tarafından, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan İkinci Kurultayı’nda 36.5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir hitabeye dayandığı için Nutuk adını almıştır. Nutuk’un ikinci cildinin sonunu Atatürk, “Türk Gençliğine Bıraktığım Emanet” metni ile bitirmiştir.

Türkiye’de bütün resmi daire ve sınıflarda Atatürk resminin hemen yanı başında “İstiklâl Marşı” ile birlikte çerçeveli bir şekilde asılı duran “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” bu metnin en can alıcı yönünü oluşturmaktadır. Gençliğe bu son sesleniş Nutuk gibi gayet hitabet değeri yüksek; içinde pek çok mesaj barındıran bir edebî ve tarihi metindir. Bu güzel metnin “Ey Türk Gençliği!” diye seslenmeden önceki kısmını aynen aşağıya alıp daha sonra, inceleyeceğimiz kısma geçmek istiyoruz.

“ ...Türk Gençliğine Bıraktığım Emanet:

Muhterem Efendiler, sizi, günlerce işgal eden, uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve müstakbel evlâtlarımız için dikkat ve teyakkuzu davet edebilecek, bazı noktalar, tebarüz ettirebilmiş isem, kendimi bahtiyar addedeceğim.

Efendiler, bu beyanatımla, millî hayat hîtam bulmuş farz edilen büyük bir milletin; istiklâlini nasıl kazandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına müstenit, millî ve asri bir devleti, nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.

Bugün vâsıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen millî musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanın, her köşesini sulayan kanların bedelidir.

Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum.”3

Yukarıdaki ön girişten sonra Atatürk; Türk Gençliğine seslenmekte, “vazifesini, hazinesini, imkân ve şartları ile gücünü” daha sonra ifade etmektedir.

Atatürk’ün öncelikle seslendiği, uyardığı hedef kitle, “Türk Gençliği” dir. Bunu belirtmek için söze “Ey Türk Gençliği!” diye başlamaktadır.

Hedef kitleye yüklediği görev; “Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir” şeklindedir. Bu iki kavrama verdiği önem veya tanımlamasını; “Mevcudiyetinin ve istikbâlinin yegane temeli budur.” “Bu temel, senin en kıymetli hazinendir” biçiminde yapmıştır.

Atatürk hedef kitlesi olan Türk Gençliğini, “İstikbâlde dahî seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhîli ve haricî bedhahların olacaktır” diye de uyarmayı ihmal etmemiştir. Hatta bununla yetinmeyip gelecekteki tehlikelere karşı hedef kitlesini ikinci kez uyarmaktadır: “Bir gün İstikbâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin.”

İmkân ve şartların ne olabileceği konusunu ise Atatürk, altı ihtimal vererek açmaktadır:

1. İmkân ve Şartların Olumsuzluk İhtimali:

“Bu imkân ve şerait çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir”

2. Düşmanların Çok Güçlü Olması İhtimali:

“İstiklâl ve Cumhuriyeti’ne kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.”

3. Vatanın İşgal Edilmiş Olması İhtimali:

“Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.”

4. İktidarın Gaflet, Delâlet ve Hıyanet İçinde Bulunması İhtimali:

“Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleket dahilinde, iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.”

5. İktidarın Menfaatlerini İşgalcilerin Siyasi Emelleriyle Birleştirmesi İhtimali:

“Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler.”

6. Milletin Harap ve Bitap Düşmesi İhtimali:

“Millet, fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.”

Atatürk gençliğe hitabesinde olabilecek yukarıdaki gibi altı olumsuz ihtimali sıraladıktan sonra hedef kitlesi olan Türk gençliğine ikinci kez “Ey Türk İstikbâlinin Evlâdı!” diyerek seslenmektedir. Geleceğin gençliğine çok kararlı bir şekilde birinci vazifesinin ne olması gerektiğini ise; “İşte bu ahvâl ve şerait içinde dahi, vazifen;” TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAKTIR! “ sözleriyle hatırlatmaktadır.

Büyük lider Atatürk kendisinin gerek istiklâl savaşı gerekse inkılâpları yaparken güç aldığı asıl kaynağın “Türklük” olduğunu bu kez Türk gençliğine; “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” diyerek göstermektedir.

Şimdi de parçalara ayırdığımız ve hepimizin bildiği bu gençliğe hitabeyi, yukarıda yapılan tespitler, ışığında bir bütün halinde okuyalım.

“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”

Sonuç olarak yukarıda ele alıp tahlil ettiğimiz bu metin, edebi ve tarihi değeri çok yüksek bir metindir. Atatürk metni, “giriş, gelişme ve sonuç” bölümlerini oluşturarak hazırlamıştır. Geçmiş olaylar, mevcut olaylar ve gelecek olaylar konusunda bilgi verip önemli hatırlatmalar yapmıştır. Geçmişte yaşanan acı olaylar gelecekte de yaşanabilir düşüncesinden hareketle Türk gençliğine kutsal bir görev vermektedir. Atatürk “Türk İstiklâlini” ve “Türk Cumhuriyeti’ni” en temel hazine olarak değerlendirmiş, bu iki hazinenin muhafazasını özellikle gençlikten istemiştir. Gençliğe hitabeyi Nutuk adlı eserinin metin kısmının sonuna eklemesi yine ayrı bir mesaj çıkarılması gereken bir konudur. Hitabenin giriş kısmında gençliğin görevi vurgulanmasına rağmen, metnin sonunda yine bu görev, “Türk İstiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!” denilerek tekrarlanmıştır.

Atatürk bu metinde sıraladığı bütün olumsuz durumların çözümünde gençliğin ihtiyaç duyacağı gücün ne olduğunu ilk defa olarak metnin sonunda “asil kan” yani “Türklük” olarak söylemiştir. Atatürk’ün burada asil kan sözü ile Türklüğü, Türklük ile de biyolojik olarak ırkçılığı değil, kültürel ve duygusal bir milletçiliği kastettiğini düşünmemiz doğru bir yol olacaktır. Nitekim bu konudaki anlayışının “Ne mutlu Türküm diyene!” vecizesinde açık açık belirtildiği, zaten hayatın hiçbir döneminde ırkçılığı tasvip etmediği, buna uygun ve bizi doğrulacak pek çok sözü olduğunu hatırlatmak gerekmektedir. Ayrıca bu hitabede sıralanan olumsuz altı ihtimal göz önüne alındığında; gençliğin sığınacağı hiçbir maddi dayanak kalmadığından, maneviyatından, Türklüğünden yani kanından başka alternatifinin olmadığı da görülecektir. Cümledeki “asil” sözcüğünün gençliğe özgüven verdiği de bir gerçektir.

Tahlile tabi tuttuğumuz Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, basit bir metin gibi görünmesine karşılık, çok kapsamlı ve bizzat yaşanmış tarihi bilgileri ihtiva etmektedir. Edebi ve tarihi yönüyle gayet zengin bir metindir. Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı 76 yıldır süren ve gelecekte de sürecek olan iç ve dış tehlikelere, tehditlere, saldırılara ve plânlara karşı Türk gençliği daima hazırlıklı olmak, çağın gerektirdiği bilgilerle donanımlı olmak, hazinesini (Türk İstiklâli ve Türkiye Cumhuriyeti) koruma azim, ve şuurunda olmalıdır. Bu durum Atatürk dediği için değil, akıl, bilim ve realite böyle olduğu içindir. Büyük Atatürk’ün yaptığı ise bu durumu büyük bir öngörüşle 1927 yılında tespit ederek gençliği uyarmasından, ona görevinin ne olduğunu veciz bir şekilde hatırlatmasından ve bunu yaparken de kendi yaptığı işleri övmeme, hatta adını bile anmama alçak gönüllülüğünü göstermesinden ibarettir.

1 Zeynep Korkmaz, (1984); “Nutuk’a önsöz”, Başbakanlık Basımevi, Ankara, C. I, s. IX.

2 Bkz. Emre Kongar, (1997), Atatürk Üzerine, Remzi Kitabevi, İstanbul, s. 69.

Dr. Yücel Atilla Şehirli*

* Trakya Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Öğretim Elemanı

Kaynak: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 47, Cilt: XVI, Temmuz 2000

III

ATATÜRK'ÜN TÜRK GENÇLİĞİ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ

 

Sayın Okul Müdürü, Saygıdeğer Öğretmenler, Sevgili Öğrenciler; bundan 60 yıl önce bedenen kaybetmiş olduğumuz Ulu Önderimizin kurmuş olduğu Cumhuriyetin bir eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, cumhuriyet ile yaşıt okulunuzda sizlerle bulunmaktan dolayı Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi Uzmanları olarak onur duymaktayız.

Bundan 78 yıl önce kurulan Büyük Millet Meclisimizin değişmez tek ilkesi, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” yani “Egemenlik Ulusundur” ilkesidir. Erzurum - Sivas kongrelerini izleyen bu mutlu tarihsel olay, yıkık ve yoksul bir vatan ve ulusun kaderini çizen çalışmaların olumlu sonucu, bugünkü güçlü, şerefli, yenilmez Türkiye’nin yüceliş kapılarını ardına kadar açmıştır. Bu açılışla yükselen yeni kuşaklar, genç ve dinamik bilinçli Türk çocukları, ağabeylerinin, atalarının bıraktığı her mirasa yürekten bağlı olarak yaşatacak duruma erişmiş bulunuyorlar. Biraz önce seyrettiğimiz multi-vision gösterisinde ülkemizin ne şartlar altında bugüne geldiğini gördük. Bu düşünce iledir ki, kendilerine sonsuz sevgisi bulunan Atatürk, çocuklarımıza mutlu bir gün olarak 23 Nisanı “Çocuk Bayramı” olarak armağan etmiştir. Gençlere verdiği önemi de 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı olarak ilân etmesi ile göstermiştir.

Gençlik bir sosyal sınıf değildir. Ama her zaman önemli bir toplumsal güç olmuştur. Çağımızda, dünyamızda, özellikle ülkemizde, bu güç diğerlerine kıyasla daha belirgin olarak duyuruyor. Bu nedenle onu elde edebilmesi için çabaya değer ortak amaçlarda birleştirmek bugünkü ve yarınki sorunlarımıza çözüm bulmak bakımından gereklidir.

Gençlik, yani sizler, yaşanılan günlerin aynası, yarınların tek güvencesisiniz.

Ulu önderimiz Atatürk, yarattığı eserini sevgi ve güven duyduğu sizlere bırakmıştır. Bu inancını ise 1919’da Milli Mücadele sırasında ortaya koymuştur. Bunun kanıtı olan sözleri ise şöyledir;,“Herşeye karşın muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan güç, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf gerçek vatan aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdendir.” demiştir.

Türk devrimin “reformlar” dönemi, cephedeki savaşın kazanılmasından daha zor bir dönem olmuştur. Çünkü, yerleşmiş ve kökleşmiş tutum ve geleneklere karşın, medeniyet yolunda verilen bu mücadele de zorlu geçmiştir. 600 yıllık Osmanlı döneminin alışkanlığı, Padişahlık ve Hilafet müessesinin aldatıcı görünüşü, Cumhuriyet ilanı sırasında bile etkisini sürdürmüştü. 75. yılını kutladığımız Cumhuriyetimiz Atatürk tarafından en sağlam güvence unsuru olan gençliğe, sizlere hem armağan edilmiş, hem de koruyuculuğunuza teslim edilmiştir. Ulu önderimizin dediği gibi; “Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizlersiniz.”,Atatürk her zaman öğretmenlere ve gençliğe önem vermiştir. Her fırsatta, ziyaretlerde bulunup öğütler vermiştir. Mesela, 10 Aralık 1915’te Çanakkale’yi İngilizler boşalttıktan sonra, Edirne’ye gelişinde Edirne Lisesi’ni ziyaret etmiş, bundan dört sene sonra Sivas’tan 27 Aralık 1919’ta Ankara’ya geldiğinde, ilk uğraklarından birisi Ankara Lisesi olmuştur.

Ankara’yı 25 Temmuz 1924’te ziyaretinde ise, şunu söylemiştir.

“Öğretmenler, yeni ne s ili, Cumhuriyet’in fedakar öğretmenleri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” “ Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, nesiller ister.”

Cumhuriyetin kurulması ile sizlere tanınan imkan çok büyüktür. Türk Yeni Cumhuriyeti Osmanlı’dan medreselerle, bunların yanında yetersiz sayıda maarif okulları teslim almıştır. Bir de dini eğitim yapan mahalle mektepleri vardı.

Osmanlı Devleti’nin yıkılma sebeplerinden biri de eğitim sorunudur. Orta Çağ Avrupasına Karanlık Devir adının takılması da yine bu eğitim sisteminin sonucu olan yaratıcılıktan yoksun olmasıdır.

II. Mahmud devrinde güçlükle kabul edilen fes, sonradan adeta islam ile bütünleşerek, dinin vazgeçilmez bir unsuru olmuştur.

1931’de çıkartılan bir kanunla Türkiye’deki yabancı okulların ilk kısımlarının kapatılması, Türk çocuklarının körpe dimağlarının yabancı etkisinden uzak tutulması içindir.

Bugünse bilimsel yöntemlerle idare edilen eğitim ve öğretim kuruluşları, yetenekli öğretim kadroları, noksanlarına rağmen yürütülmeye çalışılan programlar dünle kıyaslanamayacak ölçüdedir. Bu eğitim laik düzenin sonucudur. Cumhuriyet idaresinde, gençlikten görevler, sorumluluklar bekler. Ülkemize yönelik tehditlere karşı uyanık olmak, çağdaş uygarlığa katılabilecek şekilde kendinizi bilim ve teknolojiye hazır tutmak durumundasınız. Ama bunu da bilinçli yapmak, taklitçilikten uzak durmakla Türk milletinin yapısına uygun olanı seçmekle yapabilirsiniz. Atatürk’ün bu konudaki sözü çok önemlidir.

“Biz, Batı Uygarlığını bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz, onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için dünya uygarlık düzeyi içinde benimsiyoruz. Doğal olarak izlenecek yol, bilimsel bir nitelikte olarak safsatalardan arınmış olacaktır.”

Birer Türk Genci olarak görev ve sorumluluklarınız vardır.

Büyükleri saymak ve onların gösterdiği iyi yoldan gitmek,

Küçükleri sevmek, Taklitçi değil, örnek olmak

Hangi durum ve koşullar içinde olursa olsun, olaylar karşısında, aşırı taşkınlık ve hafiflik göstermemek;

Diğer ulusların gençliğinden üstün olduğunu, bilinçli ve örnek hareketleriyle yaşatırken, kendini de bilmek,

Yurt ve ulus çıkarlarını üstün tutmak,

Zararlı fikir akımlarına kapılmamak,

Geleceğe güvenle hazırlanmak,

Uyuşturucu, alkol ve sigara gibi zararlı alışkanlıklara kapılıp hayatınızı karanlığa sürüklememek,

Yakın ve uzak tarihten ibret alarak, yarının yenilmez, büyük Türkiye’sini yaratmak,

Devletin sağlam, uzun ömürlü olabilmesi, düşüncede, bedende ve yetenekte üstün bir gençliğin varlığına bağlıdır.

Ulu önderimizin dediği gibi;

“Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum olarak yaşatır, ya da bir milleti köleliğe ve yoksulluğa düşürür. Bir kütle, millet olabilmek için mutlaka eğiticilere muhtaçtır” Bunun önde gelen temsilcileri öğretmenlerdir. Bundan dolayıdır ki, öğretmenlerin saygın yeri tartışılmaz. “Gençliği kesinlikle ideal sahibi ve ülkeyle ilgili olarak yetiştirmek herkesin, hepimizin, her devlet adamının başta gelen görevidir. “ “Gençliği yetiştiriniz- Onlara bilim ve kültürün pozitif düşüncelerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler uygulamaya konulduğu vakit Türk Milleti yükselecektir”.

“Bireyler düşünür olmadıkça, kitleler istenilen yönlere herzaman çekilirler”.

Tabiat bir şey vermez. Herşeyi kazanmak gerekir. Ayrıca çalışmaksızın, düşünsel gelişme ve ahlaki olgunlaşma imkansızdır.

Atatürk’ü ve O’nun ilkelerini iyi kavrayarak, özellikle O’nun amacını bütünüyle bilip değerlendirmemiz şarttır. Sizlerin amacı; devrimlerin amacını gerçekleştirmek olmalıdır. Bu da Türkiye Cumhuriyeti halkını tümüyle çağdaş ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplum haline kavuşturmaktır. Düşünceli, bilgili, kültürlü, sağlam vücutlu ve yüksek karakterli kişilere ihtiyaç vardır.

Bu nedenlerle daha 1920’de ilk Maarif Kongresi toplanmıştır. Bu kongrede Atatürk gelecek için fikirlerini açıkça ortaya koyarak, yetiştirilecek gençlerde aranması gereken özellikleri belirterek, milli eğitimin hedeflerini açıklamıştır.

Atatürk’ün hayatı boyunca özellikle üzerinde durduğu iki önemli konu vardı. Birincisi her bakımdan tam bağımsızlığa sahip bir devlet yaratmaktı. Bu amaçla Milli Mücadele dönemi yaşanmış, Lozan’daki kapitülasyonlar meselesi uzun süre tartışılmıştır. İkincisi çağdaşlaşma yolunda idi. Bunun içinde ilim ve fenden yararlanmak, yol gösterici olarak müsbet ilimi kullanmak temel hedef olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında tek üniversite İstanbul Darül-fünun’u idi. Bu kurum batılı modern eğitim anlayışından uzaktı. 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan Tevhid-i Tedrisat kanunu ile bütün eğitim kurumları, bildiğiniz gibi, Maarif Vekaletine bağlanarak eğitimde bütünlük sağlanmıştır. Laik eğitim sistemine geçilmiştir.

Atatürk’ün gayretleriyle gerçekleştirilen üniversite reformu ile, fen ve sosyal bilimlerde batı örneklerine uygun araştırmalarla Türk eğitim kadrosu yerleştirilerek bugünün gençliğine yeni ufuklar açılmıştır. Böylece, Atatürk, cumhuriyeti yaşatacak bir ruhla beraber, mesleklerinde de iyi yetişmelerini ısrarla istemiştir.

42 yaşında Cumhuriyeti ilan eden, 44 yaşında şapka ve kıyafet devrimini gerçekleştiren, 48 yaşında Latin harflerini yerleştiren, Büyük Atatürk, taşıdığı düşünce yeniliği, ruhundaki enerji tazeliği sebebiyle yaşamının her çağında genç idi. O’na göre genç olmanın ölçüsü, sadece yaş değil, yaşın yanında koyduğu ilkelere, başardığı devrimlere inanç ve bağlılık idi. Onun içindir ki, “Benim anladığım gençlik, bu devrimin fikirlerini ve ideolojisini benimseyip gelecek kuşaklara götürecek kimselerdir. Benim nazarımda 20 yaşında bir yobaz ihtiyar, 70 yaşında bir idealist ise zinde bir gençtir” diyordu. İlkelerine bağlı, çalışkan, vatansever bir gençlik, Atatürk’ün ideali idi. Daha Sivas Kongresi günlerinde, başlıca İstanbul gazetelerinin başyazarları hatta daha sonra Bağımsızlık Savaşı’nda çok büyük hizmetler yapacak önemli kişiler “manda tezini” savunurlarken, Kongre’ye yüksek öğrenimdeki arkadaşları adına katılan bir Askeri Tıp öğrencisi, manda önerilerine şiddetle karşı çıkar. Mustafa Kemal Paşa arkadaşlarıyla çalıştığı bir sırada, bu genç Tıp öğrencisi, ateş ve heyecan içersinde, kendisini Sivas’a yollayan Tıbbiyelilerin “bağımsızlık davasını başarmak yolundaki çalışmaya katılmak üzere gönderildiklerini; mandayı kabul edemeyeceğini, kabul edecek olanlar varsa bunları kim olursa olsun reddedeceklerini” söyler, “gerçekleşmesi imkansız bir ihtimal ama manda fikrini Mustafa Kemal de kabul edecek olursa, onu da reddedeceklerini” haykırır.

Mustafa Kemal oldukça heyecanlanır ve “Arkadaşlar, Gençliğe bakın, Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin” der. Ve Genç Tıb öğrencisine hitaben, “Evlat müsterih ol! Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum” dedikten sonra “azınlıkta kalsak da mandayı kabul etmeyeceğiz, parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm...” güvencesini verir.

Gençliğe bıraktığı bir eser ise büyük Nutuk’tur. Cumhuriyet Halk Fırkasının 2. Büyük kongresinde 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında bizzat kendisi tarafından 6 gün içinde, 36 saat, 3 ı dakikada okunmuştur. Nutuk “19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktım.” Cümlesiyle başlamakta, Gençliğe Hitabeyle bitmektedir. Ve 19 Mayıs 1919 ile 20 Ekim 1927 tarihleri arasındaki olayları anlatmaktadır. Kurtuluş Savaşı Destanının askeri ve siyasi bütün yönlerini belgelerle tahlil eder. İmparatorluğun nasıl çöktüğünü ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl doğduğunu anlatır. Türk devriminin amacını açıklar. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası etrafında örgütlenen ve ülkemize çağdaş ve laik bir düzen kurmak için yaptığı devrimleri eleştirenlere, dini siyasete alet edenlere ve bunlara duyarsız kalanlara verdiği cevap da dikkate değerdir. “Onlar tam tersine bu defa da dini düşünce ve inançlara saygılıyız sloganını büsbütün zıt bir anlamda yorumlamaya kalkıştılar. Sözde bu sloganla her dinin ve her dinden olanların düşünce ve inançlarına saygılı olduklarını belirtmek, geniş ölçüde hürriyetçi olduklarını anlatmak istiyorlarmış. Efendiler! Böyle bir tutuma dürüst ve samimidir denemez. Politika dünyasında bir çok oyunlar dönüyor. Fakat kutsal bir ülkünün kendini ortaya koyduğu Cumhuriyet rejimine, çağdaş yenileşmeye karşı cahillik, bağnazlık ve her türlü düşmanlık ayağa kalktığı zaman özellikle yenilikçi ve cumhuriyetçi olanların yeri gerçekten yenilikçi ve cumhuriyetçi olanların yanıdır. Yoksa gericilerin ümit ve faaliyet kaynağı olan saf değil.” Verdiği önemli mesajlardan kısa alıntılar yaptığımız, bugün de herkesin baştan sona dinlemesi gereken Nutka verilmesi gereken önemi Atatürk son bölümde şu şekilde belirtmektedir.

“Bu konuşmamla, milli hayatı sona ermiş sanılan büyük bir milletin bağımsızlığını nasıl kazandığını; ve bilim ve tekniğin en son esaslarına dayalı, milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmağa çalıştım.

Bugün ulaşmış olduğumuz sonuç, yüzyıllardan beri çekilen milli felaketlerden alınan derslerin ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.

Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum “

1918’in karanlık tablosu nasıl Türk gençliğinden alınan güçle aydınlığa dönüştürülmüşse, bu aydınlığın sürekli olmasını sağlayacak ve milleti daha aydınlık yarınlara ulaştıracak olan da gençlerdir.

Atatürk bizlere, memleket gerçeklerinden kaynaklanan problemler karşısında dogmalara kapılmaksızın, aklın ve ilmin rehberliğini kabul eden gerçekçi bir ideoloji bırakmıştır. Atatürkçülük adını verdiğimiz bu ideolojiye sarılmalı, Türk gençliği olarak onu söz halinden eser haline getirmeliyiz. Her türlü dogmadan uzak, akılcı L*. dünya görüşünü vurgulayan, kendisini daima yenileyen çağdaş bir görüşü simgeler.

Atatürk’ün kastettiği ve özlediği gençlik, ayrı ayrı idealler peşinde koşan, bölünmüş ve parçalanmış bir gençlik değildir. Aksine, bütünüyle Türk milletinin müşterek eğilimlerini temsil eden, Atatürkçülük dışında hiçbir yabancı akımın, hiçbir yabancı ideolojinin esiri olmayan bir gençliktir. Bu yüzden, Türk gençliği bir fikir gençliği, bir inanç gençliği, bir ideal gençliği oluşturmalıdır.

Atatürk’ün en büyük arzusu, Türk toplumunu, insanlık ailesinin bireyleri birbirine sevgi ile bağlı, özgür, müreffeh ve mutlu bir üyesi yapmaktır. Bunu çabuklaştırmak ve milli bir gayeye dönüştürmek içinde fikir ve hareketi birlikte yürütmüştür. Bu ana düşünceyi milletin bütün bireylerinde ve bilhassa genç nesilde uyanık ve güçlü tutmak için de, milli irade fikrini hareket noktası olarak almıştır. Gerçekten de, milli irade toplumsal vicdanı yansıtan en gerçek değerdir. Çünkü o her bireyin doğuştan hakkı olan hür iradenin tüm toplumda ifadesini bulmasından başka bir şey değildir. Bu bakımdan, toplumsal bilincin uyanık ve zinde tutulması hür iradenin kullanımına bağlıdır. Hür irade fikrini ortaya atan Descartes, hür iradeyi insanda kendiliğinden en asil olarak bulunabilen tek şey olarak görmektedir.

O halde, Atatürkçülük, şekil değil, gösteriş değil, hele insanda hür irade fikrini zayıflatan doktrin ise hiç değildir. O, milli özlemlerden ve evrensel barış tutkusundan doğan bir inanç, duygu ve düşüncedir. Hedefi de modern bir Türkiye yaratmaktır. Bu sebeple, gençlerin modernlik yanı güçlü, doğru ve açık sözlü, geniş düşünce ufkuna sahip, yorumcu, kendine güvenen, yurttaşlık sorumluluğunun bilincinde olan ve bunu en iyi şekilde yerine getiren, hoşgörülü, özgürlük ve bağımsızlık fikrini hayatı pahasına savunan kişiler olması gerekir.

Atatürk yaptıklarıyla biten bir insan değildir. Her kuşakta yeniden başlayan biridir. O fani vücudu toprak olduktan sonra da, yeni kuşakları etkileyen, eserleriyle ayakta duran, tehlikeler, bunalımlar karşısından milletine kurtuluş yollarını göstermeğe devam eden, düşünceleriyle karanlıkları aydınlatan insandır.

O’nu her devirde karalamaya çalışan insanlara cevabımız, elbetteki, o da bir insandır. Ama bunlar O’nun büyüklüğüne gölge düşüremez.

Atatürk’ün “Ey Türk Gençliği birinci vazifen Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir” diye başlayan Türk Gençliği’ne olan Hitabesini biliyorsunuz. Aynı şekilde, Atatürk’ün verdiği hizmetlere karşı, vefakâr Türk Gençliği de sonsuz bağlılıkla minnet ve şükranlarını sunmuştur.

Bu sözleri, birer görev olarak kabul etmemiz gerektiğinden Yüce Önderimize sizlerin adına özellikle ifade etmek istiyorum.

Sevgili Büyük Atam,

Emanetlerinin kutsallığını ve sorumluluğunu bilerek, asıl ödevimiz, yüce öğütlerinin harfiyen yerine getirilmesine çalışmaktır. Bu asıl ödev gerekirse, en ümitsiz felaket günlerinde bile; en büyük gayretler sağlanarak başarılacaktır! Geçmişte olduğu gibi, en ters talihin, en çelik iradesi yaratılıp, yokluğun varlığı, insanlığın bütün nesillerine gösterilecektir. Hele rejim ve davana gönülden bağlı çok sevdiğin gençlik, tarih ve cihan önünde rastladığı sayısız engelleri aşarak, kutsal emanetlerini aynen sonsuzluğa götürecektir. Türk Gençliği esasen ruhundaki yapıcı ve yaratıcı hasletlere dayanan, maddi ve manevi heran canlı ve uyanık bir varlık olarak, hızla izinde yürüyecektir. Öyleki, artık herşey bitti, sanıldığı gün; birdenbire Türk Gençliği harekete geçecek ve karşısına çıkacak her tehlike ve saldırıyı derhal bertaraf edecektir.

Ey kahraman Ulu Atatürk!

Biz gençler, bizlere verdiğin eşsiz öğütlerinin aynen yapılması için, sana yaraşmağa çalışarak, daima artan bir güvenle, sevinç aydınlık ve esenlik yollarında yürüyeceğiz.

Gücünü ancak senden alan gençlik, ulusal benliği İstiklal ve cumhuriyeti dikkatle koruyacak ve ata mirası bu güzel toprakları; Türk’ün yenilmez bayrağı altında, nesilden nesile zenginleştirerek ebediyen yaşatacaktır.

Ölümsüz sonsuz uykunu rahat uyu, Çok sevgili büyük Atatürk’üm.

Hepinize sonsuz teşekkürler. Saygılarımı sunuyorum.

NOT: Bu konferans Atatürk Araştırma Merkezi adına 10 Kasım 1998 tarihinde Ankara Lisesi Konferans Salonu’nda verilmiştir.

Dr. Berna Türkdoğan*

* Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi

Kaynak: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 44, Cilt: XV, Temmuz 1999

 

IV

ATATÜRK VE GENÇLİK

Gençlik ömrün baharıdır. Heyecanın, cesaretin, zindelik ve gücün sembolüdür. İşte zorluklan ve engelleri aşmak için zindelik ve güce, yeni ideal ve hedeflere yönelmek içinde heyecan ve cesarete ihtiyaç duyulur. Atatürk’ün ilkelerinden kaynaklanan idealizmle, günümüzün en üst seviyedeki araştırma bazlı bilimsel metotlardan yararlanarak ülkemizi yüceltmek ve bunu devamlı kılmak Atatürk’ün gençliğe yüklediği en büyük vazifedir.

Atatürk gençliğe güveniyordu. O’nun şahit olduğu bazı hadiseler bu güvenin doğmasında etkili olmuştur. Sivas Kongresi’nin sıkıntılı günlerinden birinde Hikmet adlı tıbbiyeli bir genç, Mustafa Kemal’e şunları söylüyordu: “Paşam, delegesi bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya bağımsızlık davamızı başarmak yolundaki çalışmaya katılmak üzere gönderdiler. Amerikan güdümünü kabul edemeyiz. Varsa kim olursa olsun siz dahi olsanız da şiddetle kınarız ve lanetleriz.” Ayrıca ulu önderimiz Atatürk gençliğe olan güvenini şu sözlerle ortaya koymuştur:

“Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır. Başımıza neler örülmek istendiği ve nasıl mukavemet ettiğimiz ve daha doğrusu milletin arzu ve emellerine uyarak ve onun yardımıyla nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ibret uyanıklığı gerektirilmelidir. Zaten her şey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır. Geleceğin ışık saçan çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençlikledir.”

Atatürk ümit vardı. Hürriyet mücadelesinin müthiş olumsuzluğuna rağmen hiçbir zaman ümidini yitirmedi. Millî Mücadelenin daha başlarında, 1918 yılını boz, bulanık, kasvetli havasında duyulan şu büyük ümit ifadesinden etkilenmemek elde değildir.

“Her şeye rağmen muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, aziz memleket ve milletimin hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık vermeye ve aramağa çalışan bir gençlik gördüğümdür.” Büyük komutan bir yıl sonra Millî Mücadeleye başladığında ise, bütün zamanlara ders olabilecek şu uyanda bulunuyordu:

“Hayatta en hakiki mürşit ilim ve fendir” diyen Yüce Önderimiz gençlerin eğitimine büyük önem vermiş ve itina göstermiştir. “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine, millî geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Beynelmilel düşman olan unsurla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Beynelmilel vaziyete göre böyle bir savaşın gerektirdiği ruhi unsurlarla mücehhez olmayan, fertlere ve bu şartlardan mürekkep cemiyetlere hayat ve istiklal yoktur” diyerek gençliğimizin millî akidlere sarılarak milliyet düşüncesini kuvveti ile kendilerini eğitmelerini ve bu doğrultuda eğitimi almalarını istemiştir.

Atatürk ve Gençlik konusu üzerinde dururken onun spor konusu hakkındaki düşüncelerine yer vermemek hata olur. Zira Atatürk, sporu “ırkın düzeltici” olarak görmüştür. O, bu meseleyi bütün millet olarak benimsememiz gerektiğini söylemiştir. “Muvaffak olmak için her türlü yardımdan ziyade bütün milletçe sporun mahiyetini ahlaka ve ona kalpten sevgi göstermek ve vatani bir görev saymak lazımdır.”

Atatürk sporcu denince çoğu gibi güçlü, atletik insan kabul etmez. O’na göre sporcu; “... yalnız beden katiyetinin üstünlüğü sayılamaz. İdrak ve zeka, ahlak da bu işe yardım eder. Zeka ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zeka ve kavrayışı yerinde olan az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben sporcunun, zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.”

Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ın, “Ben her güreşte arkamda Türk Milleti’nin bulunduğunu ve millet şerefini düşünürüm” sözü üzerine Ulu Önder’in şu satırları yazdığını görüyoruz: “Bu değişini en az yaptıkların kadar beğendim, onun için senin bu değerli sözünü Türk sporcuların bir meslek prensibi olarak kaydediyorum. Bununla senden ve sözlerinden ne kadar çok memnun olduğumu anlarsın.”

Atatürk’ün gençlik anlayışını, sadece nüfus cüzdanların genç görünenlerle sınırlamamak gerekir. O’nun inkılâp ve ilkelerine bağlı, cumhuriyeti yaşatıp, yüceltecek olan enerjiyi, zindeliği, heyecanı kendinde bulanlar Atatürk’e göre gençtir. O’nun özlediği, istediği gençlik: Türk Milleti’nin bekası için alın teri döken ve bu uğurda canlarını hiç çekinmeden verebilenlerdir.

Hikmetin esası ferdin ve milletin kendi kendini bilmesidir. Millî şuur kendi milletinin varlığını tanımak ve bilmek demektir. Aziz Türk Milleti kendilerine has kültürel değerlerini bilmedikleri ve millî varlık bakımından taşıdıkları Türklüğün kıymetini ölçemedikleri için pek çok şey kaybetmişlerdir. 60’lı ve 80’li yıllar arasında geçen olaylar bunların en açık delilidir.

İşte böyle bir millî şuur anlayışının gençliğimize adapte edilerek, Atatürk’ün fikir, ilke ve ülkü yönleri eğitimi öğretim kurumlan başta olmak üzere salâhiyetini ve vazifeli kuruluşlarca kitleler öğretilmelidir. Gerekirse basın ve medya yoluyla yayın yapılarak geniş çapta bir propaganda yapılmalıdır. Asıl olan şeyin, fikrin, idealin, kafa ve gönüllere yerleştirilmesi gerekir.

Yarınların teminatı olan gençlerin Atatürk’ün ilke ve inkılâpları doğrultusunda Millî Şuuru ve görevlerinin farkında olan ve ulu önderimizin belirttiği gibi; “Benim sizden istediğim şey, yorulduğunuz dakikada dinlenmeden beni takip etmektir. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimizle, durmadan, yorulmadan yürüyecektir.” Ve bu şuuru idrak eden bizlere gereken eğitimi vermek millî bir görevdir.

Erdal Çapuk

Kaynak: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 44, Cilt: XV, Temmuz 1999  

   




Ana Sayfa | Teşekkürler | Kullanım Şartları | Gizlilik | İletişim | RSS
Web Hosting Natro.com
Powered by www.minibilisim.com.tr