Türkiye
Cumhuriyeti'nin 10'uncu kuruluş yıldönümü yaklaşırken, ülke de yıllarca
süren savaşların yol açtığı derin yıkımın yaralarını büyük bir hızla
sarmaktadır. Cumhuriyet`in kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa
Kemâl Atatürk, 10'uncu yıla girildiğinde yurt çapında yapılacak olan
diğer bütün tören ve kutlamaların yanı sıra, bu önemli zaman dilimini
gelecek kuşaklar için belgelemek üzere, kitleler üzerindeki etkisini çok
iyi bildiği sinema sanatı'ndan da yararlanılmasını arzu eder ve bu
düşüncesini Başbakan İsmet İnönü'ye açar.
İnönü de
bunun üzerine hemen Matbuat Umum Müdürlüğü'ne talimat verir ve o dönemde
belgesel sinema alanında en parlak başarılara imza atmış ülke olan
Sovyetler Birliği ile temasa geçilir. Sovyet yetkililer, Türk
meslektaşlarının talebi üzerine ülkelerinde yetişen en parlak
yeteneklerden ikisi, Sergei Yutkeviç (1904-1985) ve Leo Oskaroviç
Arnstham'ı (1905-1979) derhal Ankara'ya gönderirler. İki sinemacı da bu
genç ve dinamik ülkede ki konukseverlikten, özellikle de Atatürk'ün
sinemaya yakın ilgisinden son derece etkileneceklerdir. Karşılıklı
anlaşmaya varılıp teknik keşifler yapıldıktan sonra Sovyet sinemacılar
ülkelerine döner ve bir süre sonra da teknik ekipmanlarıyla birlikte
çekim için tekrar gelirler. Sonrasında ise Anadolu topraklarında,
Ankara'dan başlayan ve yine Ankara'da biten büyük bir sinemasal yolculuk
gerçekleştirilir.
Belgeselde
Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınması ve yaralarını
sarması Ankara özelinde anlatılır. Türk devleti tarafından finanse
edilen bu film, çekimleri tamamlandıktan sonra, Moskova`daki
stüdyolarda, aylar süren bir çalışmanın ardından kurgulanır ve 1934
yılında, Çankaya Köşkü'nün görüşüne sunulmak üzere yönetmenleri
eşliğinde Türkiye'ye gönderilir. Yapıta, onu çeken Rus sinemacılar
tarafından "Türkiye'nin Kalbi Ankara" (Ankara: Serdce Tureckii) adı
verilmiştir.
Belgesel
Cumhuriyeti anlatan ilk belgesel olması bakımından çok değerlidir.