İşte Atatürk





Türkiye Tarihi
RSS
Amasya Mülakatı, 20-22.10.1919
Amasya Mülakatı, 20-22.10.1919
Eklenme Tarihi: 09.11.2010:2
Amasya Mülakatı, 20-22 Ekim 1919 "Anadolu artık İstanbul'a tâbi değil, hâkim duruma geçecektir."

İstanbul Hükümeti'nin Temsilcisi Bahriye Nazırı (Bakanı) Salih Hulusi Paşa’yla (Kezrak) görüşmek üzere Amasya'ya giderken, Tokat'ta karşılanışı. (17 Ekim 1919)

 

AMASYA MÜLÂKATI

20-22 Ekim 1919 tarihinde Millî Mücadelecilerle İstanbul Hükümeti Temsilcisi Bahriye Nazırı Salih Paşa (Salih Hulusi Kezrak) arasında yapılan bu görüşmeler Amasya’da geçtiği için, Cumhuriyet tarihi ile ilgili yayınlarda “Amasya Görüşmeleri”, “Amasya Protokolü”, “Amasya Buluşması”, “Amasya Anlaşması” ve “Salih Paşa Görüşmeleri” olarak geçmektedir. Mustafa Kemal Nutuk adlı eserinde ise bu olaya “Amasya Mülakatı” adını vermiştir.

Bugün Amasya’da gerek halk arasında gerekse bu konuda yapılan toplantılarda yaygın olan ifade “Amasya Protokolü”dür. Biz Nutuk’ta geçen “Amasya Mülakatı” söyleyişini uygun bulduk. Yazımızda bu deyimi kullanacağız. Bilindiği gibi, 9. Ordu Müfettişi olarak Anadolu’da görevlendirilen Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gelmiş ve orada görevi ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Ancak kısa bir süre sonra Havza’ya geçmiş ve orada Rum çetelerine karşı koyan yerli halkı desteklemiş, Diyarbakır yöresinden getirilen 40 katır yükü silâh mekanizmalarına el koydurmuş1, halka iki büyük miting yaptırmış ve haklı davayı İstanbul’a karşı savunmuştur.

Bu gibi durumlar İtilâf devletlerinin Karadeniz Ordusu Başkumandanı G.F. Milne’nin dikkatini çektiğinden, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe’e bir yazı yazmasına neden olmuştur. Milne bu yazısında Mustafa Kemal ve heyetinin derhal İstanbul’a dönmesi için emir verilmesini isteyecektir2. Calthorpe da bu durumu İstanbul Hükûmeti’ne bir nota ile bildirecek, böylece Harbiye Nazırı, Mustafa Kemal’i 8 Haziran 1919’da İstanbul’a geri çağıracaktır3.

Bu tür yazışmalar devam ederken, Mustafa Kemal Havza’da kalmayı uygun bulmayacak ve 12 Haziran günü Amasya’ya gelecektir. Yine bilindiği gibi, Amasyalıların da desteğiyle Mustafa Kemal ve yakın arkadaşları Millî Mücadele bayrağını “Amasya Tamimi” ile resmen burada açacaklardır.

Bu arada Mustafa Kemal’in bu tutumuna karşılık İstanbul’daki Meclis-i Vükelâ (Bakanlar Kurulu), İtilâf devletlerinin baskısı ve Padişah’ın da devreye girmesi ile O’nu görevden almaya karar verecektir. Ayrıca bu karar üzerine Dahiliye Nazırı Ali Kemal Bey 23 Haziran’da bir genelge ile durumu ülkeye duyuracaktır4. Yani bu gelişmeler sonucunda: Gerek yaptığı çalışmalardan gerekse Amasya Tamimi’nden dolayı Mustafa Kemal, İstanbul yönetiminin gözünde Amasya’da artık resmen bir isyancıdır.

Bundan sonra kongreler dönemi başlar. Önce Erzurum Kongresi, daha sonra da Sivas Kongresi yapılır. Her iki kongre sırasında da kongreleri baltalamak, ayaklanma çıkarmak ve güçleri yeterse Mustafa Kemal’i tutuklamak için Ali Galip olayı düzenlenir. Hele Sivas Kongresi sırasındaki olayda Ali Galip ile Dahiliye Nazırı’nın (İçişleri Bakanı) aralarındaki telgraflaşma yakalanınca, Hükümet ile var olan gerginlik daha da artar, hatta 12-13 Eylül gecesi İstanbul ile Anadolu arasındaki tüm haberleşmeler kesilir5.

İşte bu durum üzerine Anadolu’ya emir veremez hale gelen Damat Ferit Paşa Hükümeti ancak on sekiz gün dayanabilir. Onun istifasıyla hükümeti Ali Rıza Paşa kurar.

Bu hükümetin şöyle bir özelliği vardır: Başta Ali Rıza Paşa olmak üzere, birkaç tane bakanı da Millî Mücadele’ye biraz ılımlı bakar ve başlangıçta ona göre davranırlar. Bu özellik bilindiği için Mustafa Kemal Paşa yeni hükümetle temas yolları arar ve 3 Ekim’de Ali Rıza Paşa’ya bir telgraf çeker. Bu telgrafında, Hükûmet’in, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi’ne saygılı olduğu takdirde kendilerinin de Hükûmet’e yardımcı olacaklarını bildirir ve şu isteklerde bulunur:

1- Yeni kabine, Millî Meclis’in toplanmasıyla fiilî denetleme görevine başlayıncaya kadar, milletin mukadderatı hakkında herhangi bir taahhüde girmeyecektir.

2- Barış Konferansı’na tayin olunacak delegeler, millî davayı hakkıyla kavramış ve milletin güvenini kazanmış bilgili ve muktedir kimselerden seçilecektir6.

Daha sonraki telgraflarda da; Hükûmet’in, yayınlayacağı bildirileri yayınlamadan önce bir suretinin Heyeti Temsiliye’ye gönderilmesi; daha önceki hükümet döneminde Millî Mücadele’ye karşı çıkan bazı atamaların değiştirilmesi; yine önceki hükümet döneminde Millî Mücadele’ye karşı çıkmış olan bazı kişi ve nazırların cezalandırılmaları; sansürün kaldırılması ve Millî Mücadeleci veya Millî Mücadele’ye yakın olan bazı kişilerin Heyeti Temsiliye’nin istediği görevlere getirilmesi istenir7.

İstanbul Hükümeti ise karşılığında, “...bu isteklerin bazılarını kabul etmekle beraber, Temsil Heyeti’nin kendileriyle işbirliği yapmasını, İttihatçılıkla ilişkileri olmadıklarını, seçimlerin serbest yapılacağını ve hükümet işlerine karışmayacaklarını açıklamalarını” istiyordu8.

Yazışmaların uzaması ve sonuç alınamayacağının anlaşılması üzerine İstanbul Hükümeti, Heyeti Temsiliye ile doğrudan görüşmeyi uygun görür. Durumu, Harbiye Nazırı Cemal Paşa 9 Ekim’de telgrafla Mustafa Kemal’e bildirir. Bahriye Nazırı Salih Paşa’nın görevlendirildiğini söyler. Ayrıca, Paşa’nın rahatsızlığı nedeniyle yerin mümkün olduğunca yakın ve deniz ulaşımına elverişli olmasını diler. Sonra da Heyeti Temsiliye’den kimlerle ve nerede buluşacaklarının tasarlandığını sorar9.

Ertesi gün Mustafa Kemal yer olarak Amasya’yı tespit ettiklerini, Heyeti Temsiliye’den ise kendisiyle birlikte Rauf ve Bekir Sami beylerin de olacaklarını bir telgrafla Cemal Paşa’ya bildirir’10. Böylece Amasya’da buluşulmak üzere Bahriye Nazırı Salih Paşa ve beraberindeki heyet 15 Ekim’de Altay Vapuru ile İstanbul’dan, 16 Ekim’de de Mustafa Kemal ve heyeti Sivas’tan yola çıkar”.

Bu arada Millî Mücadelecilerin gücünü göstermek ve görüşmelere psikolojik olarak üstün girmek için, Salih Paşa’ya, uğrayacağı iskelelerde millî teşkilâtlar tarafından parlak karşılamalar yapılmasıyla ilgili Mustafa Kemal tarafından talimatlar verildiğini görmekteyiz12. Bu politika gereği olmalı ki, Salih Paşa 18 Ekim’de İneboluluların daveti üzerine karaya çıkmış ve Belediye’de şereflerine verilen yemeğe katılmıştır13.

Görüşmeler için Mustafa Kemal’in 18 Ekim’de Amasya’ya geldiğini bilmekteyiz. Salih Paşa’nın gelişi ise 19 ya da 20 Ekim’dir14.

Yeri gelmişken hemen şunu belirtmek gerekir. Kongrelerde olduğu gibi, burada da Mustafa Kemal’i güç duruma sokmak için, buluşmadan iki gün önce Sivas’ta Şeyh Recep denilen birinin çıkardığı isyana benzer bir olumsuzluk vardır. Bu kişi Sivas’ın ileri gelenlerinden 160 kişinin de imzasını alarak Padişah’a, Salih Paşa’ya ve Amasya’daki Mustafa Kemal’e telgraf çeker’’.Bu telgraflarında, Padişah ve Salih Paşa’ya sadakat, Mustafa Kemal’e ise tehdit yağdırır. Tabiî ki, Mustafa Kemal’in duruma el koyması ile, Sivas Valisi 19 Ekim’de başta Şeyh Recep olmak üzere bazı kişileri tutuklayarak olayı bastırır. Böylece Mustafa Kemal Amasya’daki görüşmelere rahat bir ortam içinde girme olanağı bulur. 20 Ekim’de başlayıp üç gün sürmüş olan görüşmelerde üçü açık ve imzalı, ikisi ise gizli ve imzasız olmak üzere toplam beş protokol kabul edilmiştir.

21 Ekim günü imzalanan birinci protokol tamamen Salih Paşa’nın istekleri olup şunlardan oluşmaktadır: “Ordunun siyasetle uğraşmaması, İttihatçılığın memlekette tekrar uyanmaması, hükümeti küçük düşürecek müdahalede bulunulmaması, muhalefetleri yüzünden tutuklananların bırakılmaları, tehcir (Ermenileri göç ettirme) olayında suç işleyenlerin cezalandırılmaları, savaşa katılmamızın haklı sebeplere dayandığı yolundaki düşüncelerin gizli tutulması, seçimlerin serbestçe yapılması, taşkın gösterilerden ve asayişi bozacak hallerden sakınılarak hükümetin aleyhinde yazı yazılmaması”16.

22 Ekim günü imzalanan ikinci protokolde ise Hilâfet ve Saltanat hakkında karşılıklı teminatlar verilmiş ve Sivas Kongresi’nin kabul ettiği kararlar görüşülmüştür. Bu protokole göre, Çukurova, Aydın vilayeti, Meriç nehri ve Edirne dahil olmak üzere ülke sınırları belirlenmiştir. Kürtlük propagandasının önüne geçilmesi uygun görülmüştür. Müslüman olmayan azınlıklara siyasî hâkimiyet ve sosyal dengeyi bozacak biçimde ayrıcalıkların verilmemesi, istiklâlimizi korumak şartıyla yabancı sermayenin Millî Meclis’te uygun görülecek biçimde kabul edilebileceği kararlaştırılmıştır. Sivas Kongresi’nin diğer kararları da Meclis-i Mebusan’ın kabulüne sunulmak şartıyla uygun görülmüştür. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin bu görüşmelerden sonraki faaliyetlerinin nasıl olacağı, şartlar uygun olduğunda ise Heyeti Temsiliye’nin faaliyetine bile son verebileceği kararlaştırılmıştır. Ayrıca, Meclis’in nerede toplanacağı tartışması sonucunda, barış sonuna kadar Anadolu’nun emniyetli bir yerinde toplanmasına karar verilmiştir. (Salih Paşa ancak bu durum için kendi adına söz verebileceğini belirtmiştir. Rauf Bey ise hatıralarında Meclis’in Bursa’da toplanmasına karar verdiklerini veya anlaştıklarını belirtmektedir)17. Üçüncü protokolde: “Mebusların seçiminde tüm serbestlik bulunması gereğinin hükümetçe emredilmiş olması dolayısıyla seçimlerin yapılmasına, Cemiyet Heyet-i Temsiliyesi’nce müdahale edilmemekte olduğu belirtildi.” Hatta tehcirle ilgisi olanların, ordudaki lekeli kişilerin, İttihat Terakki yanlılarının mebus seçilmemesi için Heyeti Temsiliye’ce yardımcı bile olunabileceğine ve ayrıca Hıristiyanların seçimlere katılmalarının sağlanmasına karar verildi18.

Gizli olarak kabul olunan dördüncü protokol de şunları kapsıyordu:

“1- Bazı komutanların ordudan çıkarılmasına ve bir kısım subayların Harp Divanı’na verilmelerine dair Padişah iradeleri ve diğer emirlerin düzeltilmesi.

2- Malta’ya sürülmüş olanlar hakkında kendi memleketimizin ilgili mahkemelerinde kanunî kovuşturma yapılmak üzere İstanbul’a getirilmeleri çarelerinin araştırılması.

3- Ermeni zalimlerinin de mahkemeye verilmesi (Meclis-i Mebusan’a bırakılacaktır).

4- İzmir’in boşaltılması için İstanbul Hükümeti tarafından yeniden protesto yapılması ve gerekirse gizli talimatla halka mitingler yaptırılması.

5- Jandarma Genel Komutanı, Merkez Komutanı, Polis Müdürü ve Dahiliye Müsteşarı’nın değiştirilmeleri (Harbiye ve Dahiliye Nezaretlerince).

6- İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin (kapı kapı dolaşıp) halka kâğıt mühürlettirmelerine engel olmak.

7- Yabancı parasıyla satın alınmış cemiyetlerin faaliyetlerine ve bu gibi gazetelerin zararlı yayınlarına son verilmesi (Bilhassa subay ve memurların bu gibi cemiyetlere girmelerinin kesinlikle yasaklanması).

8- Aydın Kuvâ-yı Milliyesi’nin güçlendirilmesi ve beslenmelerinin kolaylıkla sağlanması. (Bu husus Harbiye Nezareti’nce düzenlenir. Donanma Cemiyeti’nin 400.000 lirasından lüzumu kadarı, hükümet tarafından, bu maksat için ayrılabilir).

9- Millî Mücadele’ye katılmış memurların her tarafta tam bir sükûnet ve güvenlik sağlanıncaya kadar yerlerinden kaldırılmamaları ve millî davaya aykırı hareket etmelerinden dolayı millet tarafından işten el çektirilmiş memurlarla yeni memuriyetlere tayinlerinden önce özel olarak görüşülmesi.

10- Batı Trakya göçmenlerinin sevk ve naklinin sağlanması.

11- Acemî Sadun Paşa ve adamlarının uygun şekilde desteklenmesi.”19

Beşinci ve son protokolde ise, Barış Konferansı’na gönderilecek heyet tespit edilmiştir. Buna göre:

“Delegeler:

Tevfik Paşa Hazretleri—Başkan

Ahmet İzzet Paşa Hazretleri—Askerî Delege

Hariciye Nâzırı—Siyasî Delege

Reşat Hikmet Bey—Siyasî Delege

Uzmanlar Heyeti:

Hâmit Bey Maliye

Albay İsmet Bey Askerlik

Reşit Bey Siyasî işler

Mühendis Muhtar Bey Nafia işleri

Albay Ali Rıza Bey Deniz Albayı

Refet Bey İstatistik

Emîri Efendi Tarih

Münir Bey Hukuk Müşaviri

Uzman bir zat Ticaret işleri

Uzman bir zat Çeşitli mezheplerin sahip olduğu imtiyazları bilir.

Yazı Heyeti:

Reşit Saffet Bey—Eski Maliye Özel Kalem Müdürü

Şevki Bey

Salih Bey

Orhan Bey

Hüseyin Bey—Robert Koleji Türkçe Öğretmeni”20

Mülakatın sona ermesiyle Salih Paşa ve heyeti 22 Ekim’de, Mustafa Kemal Paşa ve heyeti ise 27 Ekim’de Amasya’dan ayrılmışlardır21.

Yukarıda mülakatın kapsamını verdiğimize göre, şimdi artık bunun önemi ve sonuçlarına değinebiliriz. Denilebilir ki, Amasya Mülâkatı’nın en büyük önemi ve sonucu “Tanınma”dır. Şöyle ki: Şimdiye kadar yönetimi elinde tutan, Millî Mücadele Hareketi’ni engellemeye çalışan ve İtilâf devletlerinin her dediğine boyun eğen İstanbul yönetimi, Salih Paşa gibi bir bakanı asi, maceraperest saydığı Mustafa Kemal’in ayağına kadar göndermekle, O’nun varlığını dört ay sonra yine aynı şehirde onaylıyordu. “Anadolu ve Rumeli Müdajaa-i Hukuk Cemiyeti”ni tanıyordu. Böylece Millî Mücadele Hareketi Amasya’da meşrulaşmaya başladığı gibi, bu hareketin haklılığı da ortaya çıkmış oldu. Ayrıca bu hareketin meşrulaşmaya başlamasının diğer bir anlamı da, milletin yönetimde yavaş yavaş söz sahibi olmaya başlamasıydı. Başka bir deyişle, bu anlaşmadan sonra Atatürk’ün genel sekreterlerinden Tevfık Bıyıklıoğlu’nun dediği gibi: “...İstanbul Hükümeti Anadolu’nun daha sıkı kontrolüne girmiş bulunuyordu.”22 Çünkü hatırlanacağı gibi, kabul edilen maddelerden birisi de seçimlerin yapılması ve Meclis’in nerede, ne zaman toplanmasıydı.

Gerçi Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması karan Erzurum Kongresi’nde alınmıştı. Ancak Meclis’in toplanabilmesi için milletvekillerinin olması gerekirdi. Oysa Mondros Mütarekesi’nden sonra bazı milletvekilleri yurt dışına kaçmış, bazıları da tutuklanmıştı. Milletvekilliği için seçim yapılması şarttı. Hatta seçim hazırlıkları Amasya Mülâkatı’ndan önce 13 Eylül 1919 tarihinde Mustafa Kemal’in ülke çapında yaptığı bir tebligatla başlamıştı23. Ancak, İstanbul yönetiminin kabul etmeyeceği bir seçim yapılabilmesi ne kadar sağlıklı olabilirdi, karışıklıklar çıkmaz mıydı?

İşte Amasya Mülakatı ile birlikte müdahalesiz bir şekilde seçimler yapılmaya başlanmış ve Meclis’in toplanması gündeme gelmiştir. Salih Paşa görüşmeler sırasında Meclis’in Anadolu’da toplanmasını kabul etmişse de, bunun şahsından öte geçemeyeceğini, İstanbul’a döndüğünde arkadaşlarını iknaya çalışacağını söylemişti. Gerçekten de İstanbul’a gittiğinde uğraşmış, ancak etkili olamadığından, İtilâf devletlerinin tutumundan ve Padişah’ın isteksiz davranışları yüzünden olumlu bir sonuca ulaşamamıştır.

Bu mülakatın sonuçlarından birisi de Sivas’ta komutanlarla yapılan toplantıdır. Mustafa Kemal Mülâkat’tan bir hafta sonra bazı komutanları Sivas’a davet etmiştir. 16 Kasım’dan 29 Kasım’a kadar süren bu görüşmelerde; Ali Rıza Paşa Hükûmeti’ne karşı alınacak tutum belirlenmiş ve Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da toplanmasına karar verilmiştir24. Yine bilindiği gibi 12 Ocak 1920’de Meclis-i Mebusan İstanbul’da toplanmış ve 28 Ocak’ta Misak-ı Millî’yi kabul etmişti. Ben burada hemen şunu belirtmek istiyorum: Misak-ı Millî İstanbul yönetimine daha Amasya Mülâkatı’nda kabul ettirilmiştir. Eğer açık olan II. protokolün maddelerine bakılırsa, bunu rahatlıkla görmek mümkündür.

Amasya Mülâkatı’nın bir başka sonucu da, ilk defa olarak İstanbul basınının Anadolu hareketi ile büyük çapta ilgilenmesi ve lehine bir çok yazı yazmasıdır. Örneğin, Mustafa Kemal İstanbul’daki Tasvir-i Efkâr, Vakit, Akşam, Türk Dünyası ve İstiklâl gazeteleri ile Amasya’dan telgrafla muhabere etmiştir. Hatta Tasvir-i Efkâr gazetesi muhabiri Ruşen Eşrefin (Ünaydın) Amasya’ya geldiğini ve 24-25 Ekim tarihlerinde Mustafa Kemal ile bir görüşme yaptığını, yine 25 Ekim’de Tan gazetesi muhabirine demeç verdiğini bilmekteyiz. Ayrıca Salih Paşa ile İstanbul’a giden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliye üyesi Kara Vasıf Bey de İstanbul’da İkdam gazetesine Teşkilâtı Milliye hakkında bir demeç vermiştir25.

Yine Amasya Mülâkatı’nın bir sonucu da, Millî Mücadele’de itici güç oluşturmasıdır. Çünkü Mustafa Kemal Samsun’dan itibaren o güne kadar İstanbul ile aynı zamanda psikolojik bir savaş da vermiştir. İstanbul Hükümeti temsilcisinin ayaklarına kadar gelmesi, Anadolu çapında çok iyi bir biçimde propaganda vesilesi edilmiştir. Tabiî ki bu durum kararsızların kazanılması ile Millî Mücadele taraftarlarının çoğalmasına, kaynaşmasına ve moralman düzelmesine yardımcı olmuştur26.

Diğer bir sonuç da, o zamana kadar Anadolu ile İstanbul arasında kesik olan haberleşmelerin tekrar başlatılmasıdır. Yani artık bir anlaşmaya varıldığı için Mustafa Kemal bu yasağı kaldırmış ve İstanbul’dan gönderilen telgrafların Anadoluca kabul edilmesini emretmiştir27.

Bir başka sonuç da, Amasya Mülakatı ile imzalanan protokollere karşılıklı olarak tam uyulmadığıdır. Şöyle ki: Açık olan birinci protokolde hükümeti küçük düşürecek müdahalelerde bulunulmayacaktı. Oysa İstanbul Hükümeti Amasya’dan sonraki yumuşak havadan yararlanmaya çalışmış ve Millî Mücadele’ye cephe alan Kayseri Mutasarrıfı Ali Ulvi Bey’i Bandırma’ya, Niğde Mutasarrıfını Adana’ya, Suphi Bey adında birisini Konya’ya, Ziya Paşa adında birisini de Ankara’ya vali tayin edip göndermeye çalışmıştır28. Ama bu gibi davranışlar yüzünden Mustafa Kemal ve ileri gelenler İstanbul Hükümeti’ne müdahale etmek zorunda kalmışlardır.

Aynı protokole göre ordu politika ile uğraşmayacaktı, ama ülkenin içinde bulunduğu şartlardan dolayı uğraşmak zorunda kaldı, ta ki Aralık 1924 yılına kadar.

İkinci protokol gereğince şartlar uygun olduğunda, Heyeti Temsiliye’nin faaliyetlerine son vermesi söz konusu idi. Ama hiçbir zaman şartlar uygun olmadı. Meclisi Mebusan dağıtıldığı gibi, İstanbul dahi işgal edildi. Bu yüzden de bu kurul varlığını Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışına kadar sürdürdü.

Gizli protokol maddelerine gelince, bunların büyük çoğunluğuna uyulmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Burada hemen şunu belirtmekte yarar görüyorum: O günkü şartlarda Amasya Mülâkatı’na dört dörtlük bir biçimde uyulması beklenemezdi. Çünkü Ali Rıza Paşa Hükümeti Padişah’a göre hülleci bir hükümetti. Partiler üstü ve desteksizdi. Bazı maddelerin kararı ise meclise bırakılmıştı. Meclis de toplanmasından kısa bir süre sonra 16, Mart 1920’de İngilizler tarafından dağıtılmıştı. Yani Ali Rıza Paşa Hükûmeti’nin istifası ve meclisin dağıtılmasıyla, Amasya Mülâkatı’nı uygulayacak yetkili organlar da böylece ortadan kaldırılmıştı.

Amasya Mülâkatı’nın diğer önemli sonuçlarından birisi de işgalci devletler üzerinde olumsuz etki yapması ve onları telaşa düşürmesidir. Çünkü böyle bir yakınlaşma onların işine gelmemektedir. Bundan sonra İtilâf devletleri Ali Rıza Paşa Hükümeti’ne olumsuz davranacaklar, baskı altında tutmaya çalışacaklar, hatta Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa ile Genelkurmay Başkanı Cevdet Çobanlı Paşa’yı görevlerinden uzaklaştırmak isteyeceklerdir29. Bakınız...! 20 Ekim 1919 tarihinde, yani Amasya’da görüşmelerin başladığı gün, işgalci devletlerin Karadeniz Ordusu Başkumandanı G. F. Milne ne diyordu:

“Nasyonalist hareketi Türkiye umumî efkârını kuvvetlendirdi. Ve bu hareketi destekleyenler, Türkiye’de iktidarı ellerine geçirmiş bulundular; bugün daha da fazlasını yapacaklar...”30

Yine Fransa’da yayınlanan Lyon Republicain adlı bir Fransız gazetesi ise Amasya Mülakatı için özel olarak şunları yazmıştır: “Sultan’ın iktidarı artık yalnızca bir gölgedir, milliyetçilerin doğan güneşi ile görüşen bir gölge”31. Sonuç olarak diyebiliriz ki, Amasya Mülakatı sonunda varılan anlaşma görünüşte bir barıştır, ama geçici bir barış, özünde ise iki tarafın birbirine üstünlük sağlama girişimidir. Mustafa Kemal’in dediği gibi “şimdilik ilk safha kapanmıştır.”32 Hem de Millî Mücadelecilerin lehine olarak. Ve bu mülakattan sonra “Anadolu artık İstanbul’a tâbi değil, hâkim duruma geçecektir”.

1 Feridun Kantemür. Millî Mücadele Başlangıcında Mustafa Kemal Arkadaşları ve Karşısındakiler, İstanbul 1964, s. 43-44.

2 Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ite ilgili İngiliz Belgeleri, Çev: Cemal Köprülü, Ankara 1971, s. 124-125.

3 Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, Ankara 1980, 5,36.

4 Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 43.

5 Bu olay için bakınız Nutuk, Cilt I, s. 143

6 Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I s. 237.

7 Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 239-241, 263.

8 Ergün Aybars, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Cilt I, İzmir 1984, s. 185.

9 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 283-284.

10 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 284.

11 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 293. Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1918-1938, Ankara 1983, s. 108.

12 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 293.

13 Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1978-1938, Ankara 1983, s. 109. M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt III, Onbeşinci basılış, İstanbul 1982, s. 110.

14 Rauf Orbay hatıralarında 19 Ekim 1919 akşamı Amasya’da 5. Kafkas Tümeni Komutanı Cemil Cahit (Toydemir) Bey’in evinde buluştuklarını belirtiyor. Rauf Orbay, “Rauf Orbay’ın Hatıraları”, Takın Tarihimiz, Cilt III, İstanbul 1962, s. 181.

15 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 300 Ş. Süreyya Aydemir, Tek Adam, Cilt II, 10. baskı, İstanbul 1986, s. 132.

16 Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savası, 2. baskı, Ankara 1983, s. 138-139.

17 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s.294-297. Rauf Orbay, “Rauf Orbay’ın Hatıraları”, Yakın Tarihimiz, Cilt III, İstanbul 1962,

18 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 297. Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, 2.baskı, Ankara 1983, s. 139.

19 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 298-299.

20 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 299-300.

21 Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1918-1938, Ankara 1983 s. 112.

22 Tevfık Bıyıkhoğlu, Atatürk Anadolu’da (7979-7927), 2.baskı, 1981. s. 127.

23 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 174.

24 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s.326-330.

25 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt III, s. 1082-1088. Sebahattin Selek, Anadolu İhtilâli, Cilt I, 8.baskı, İstanbul 1987, s. 314. Prof.Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1918-1938, Ankara 1983, s. 111-112.

26 Enver Ziya Karal, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Ankara, s. 47.

27 Sebahattin Selek. Anadolu ihtilâli, Cilt I, 8. baskı, İstanbul 1987, s. 314. M.Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt III, s. 1075-1076.

28 Sebahattin Selek, Anadolu ihtilâli, Cilt I, 8. baskı, İstanbul 1987, s. 320. M. Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, s. 312-317.

29 Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çev: Cemal Köprülü, Ankara 1971, s. 150. Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, 2.baskı, Ankara 1983, s. 140.

30 Gotthard Jaesche, Kurtuluş Savaşı ile ilgili İngiliz Belgelen, Çev: Cemal Köprülü, Ankara 1971, s. 147.

31 Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu (1979-1922), Ankara 1975, s-59.

32 Sebahattin Selek, Anadolu İhtilâli, Cilt I, 8. baskı, İstanbul 1987, s. 317.

Şerafettin Zeyrek

Kaynak: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 14, Cilt V, Mart 1989 




Ana Sayfa | Teşekkürler | Kullanım Şartları | Gizlilik | İletişim | RSS
Web Hosting Natro.com
Powered by www.minibilisim.com.tr