İşte Atatürk





Anıları
RSS
Asaf İlbay Anlatıyor; Etimesgut Köyü'nde
Asaf İlbay Anlatıyor; Etimesgut Köyü'nde
Eklenme Tarihi: 22.09.2010:3
Asaf İlbay Anlatıyor; Etimesgut Köyü'nde. (işte o an)

Ankara, Etimesgut Köyü İnşaa edilirken. (4 Temmuz 1929)

                                                                                   

Asaf İlbay Anlatıyor; Etimesgut Köyü'nde

Etimesgut köyü kurulmuş ve buraya Rumeli göçmenleri yerleştirilmişti.

Bir gün Gazi'yle özel binanın bazı tesisatını incelemek üzere beraberlerinde bu köye varmıştık. Köylüler, kadınlar büyük adamın etrafını aldılar, dert yandılar. Başlarında yetmişlik bir nine kadın şöyle diyordu:

-"Paşa efendi, alışkanlık bu ya: Köyevlerinin yanıbaşında davarını, öteberisini koyacak bir yer lazımdır. Harman yerleri biraz uzak da olsa zarar etmez. Yer de yok değil, Allah bol arazi vermiş şükür. Emret de, bu yerleri bize ayırsınlar."

Gazi, gereken emirleri ilgililere verdi ve bu koca ninenin yanına yaklaştı. Kalın bir yemeni ile örtülü saçlarını ve yüzünü okşadı ve:

-"Güzel nine, nurlu yüzünü aç da güneş ışık alsın. Hem bu, kalın örtü sağlıklı değildir."

İhtiyar köylü kadın, yüzünü ve saçlarını örten kalın bezi çıkardı:

-"Milletin babasısın, sana haram olmaz. Gel ben de senin güzel yüzünü öpeyim" diyerek Atatürk'ü öptü, ağladı ve bizleri de ağlattı.

Kaynak: Atatürk'ün Hususi Hayatı, Asaf İlbay, Tan Gazetesi, 08.06.1940

Fotoğraf kaynağı: Atatürk Gazi Mustafa Kemal, Foto Cemal Işıksel, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1969. Sayfa:44

Fotoğraf: Cemal Işıksel

 

Atatürk'ün Etimesgut'a Gelişi

29.11.1937 günü sabahı hastanede gene poliklinik yapılmış, öğleden sonra ise her zamanki gibi o gün belirlenmiş olan bir köye gitmeye hazırlanılıyordu. Köyler hemşireler arasında paylaşılmış olup o köyün hemşiresi tüm köyün zarflarını özel olarak hazırlanmış tahta kutulara yerleştirmişti. Bazı önemli hastalıkları olanların fişlerinin üzerinde süvari denen, zarflara iliştirilmiş renkli küçük klipslere bakarak ayırılmıştı. Ziyaretçi hemşire bu süvarili zarfları alır, hasta o köyde kurulan polikliniğe gelmese bile, evinde bularak son durumunu gözler, gerekli bilgiyi kaydederdi. Bu zarfların her biri bir ailenindi ve içinde evdeki bütün fertlerin öz ve soy geçmişleri ile beraber her türlü sağlık kaydı eksiksiz olarak yazılıydı. Poliklinik bu tip köy ziyaretlerinde ya köy odası, ya da okulda açılır ve gelen bütün hastalara bakılırdı. Bu süvarilerden aklımda yanlış kalmadıysa mavi olanlar tüberküloz'u, kırmızı olanlar frengiyi, sarı olanlar gebeleri işaretlerdi. Ebe, gebe fiş zarflarını seçerek o köyde ev ev dolaşıp gebeleri kontrol eder, gerekli ölçümleri yaparak kaydederdi. Bir başka hemşire ise köyde kurulan poliklinikte babamla beraber kalarak ona yardım ederdi. Muayeneler çoklukla bir okulda veya köy odasında yapılırdı. Tatil günlerimde bende arabaya atlar onlarla beraber giderdim. Kısa bir anda o küçücük oda tıklım tıklım dolar, havası dehşet verici bir şekilde ağırlaşır, seyrek yıkanan vücut ve sık kirlenen çamaşırlardan yayılan ter kokularından nefes alacak hal kalmazdı.

İşte o günde tam bir köye gidileceği sırada karşıdan tozu dumana katarak gelen dört beş siyah limuzin görüldü. İçinden çıkanlar bütün kapıları tuttuktan sonra bu defa arabanın birinden Atatürk indi, babamla beraber içeri girdiler. Hastane gezdirildikten sonra en fazla on beş dakikada o üstün zekası ile anlatılanları hemen kavramış, iş olup bitmişti. Bundan sonra sadece babamın Amerika'dan dönerken gördüğü ülkelerden onun sorduğu sorulara cevap vermekle geçmiş, anlattıklarını büyük bir ilgi ile dinlemişti. Daha sonra babamın anı defterine aşağıda ki satırları yazdı.

"Etimesgut Sıhhat merkezini gezdim, Kıymetli direktörü C. Or'un verdiği malumat ve izahattan çok memnun oldum. Modern çalışmalarının eyi neticeler vereceğini kanaatla gördüm."

                                                               K. Atatürk

 

21 Mart 2003, Profesör Dr. Ahmet Nur OR* (Dr. Cemalettin Or'un oğlu)

*17 Kasım 1929'da Kırklareli'nin Vize ilçesinde doğdu. İlkokulu Etimesgut İlkokulu'nda tamamladı. Ankara Kolejini bitirdikten sonra 1953 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi 'ni bitirdi. Askerliğini tamamladıktan sonra 1955 yılında Asistan Doktor oldu. 1959 yılında Dermatoloji ve Veneroloji uzmanı oldu. İngiltere'de 1962'de Doçent, 1971'de Profesör oldu. Amerika ve İngiltere 'de üniversite hastanelerinde görev yaptı. Evli ve iki çocuk babası olup halen Ankara Balgat 'ta ikamet etmektedir.

Kaynak : Atatürk ve Etimesgut, Ankara Ticaret Odası Yayınları, Ankara 2003

 

Etimesgut:

Etimesgut adının kaynağı; İlk yerleşim yeri Ahi Mesud Çiftliğine yakın oluşundan dolayı kurulan örnek nahiye bu isimle anılmıştır. 2 Ağustos 1930 tarihinde adı "Etimesut" olarak değiştirilen Ahi Mesud nahiyesi Yüce Önder Atatürk'ün 29 Kasım 1937 tarihinde Numune Sıhhat Merkezini ziyaretleri sırasında hatıra defterinde belirttikleri addan hareketle 24 Aralık 1937 tarihinde "Etimesgut" olarak kabul edilmiştir. Yüce önderin yakın ilgisi ile örnek bir yerleşim yeri haline gelen Etimesgut O'na duyulan saygının bir ifadesi olarak bu ad ile anıla gelmiştir.

Kurulmasına 28 Mayıs 1928 tarihinde başlanan örnek nahiye aradan geçen iki yıl içinde gerçek anlamıyla örnek bir yerleşim yeri haline gelmiştir. Yapılanlar nahiyeyi çevrede bir ilgi merkezine dönüştürmüştür. Bozkırın ortasında yeşilliklerle bürünmüş, modern bir yerleşim yeri olan Etimesgut genç Cumhuriyetin düşündüğünü gerçekleştirdiği bir örnektir. Burası yapılacak daha nice işler için bir esin kaynağıdır.

Örnek nahiyeyi anlatan yazarlardan Selahattin Kandemir Türkiye seyahatnamesi-Ankara vilayeti adlı eserinde 1932 öncesinde Etimesgut'u şu şekilde tanıtır:

"Ankara'ya ilk defa gelen bir yolcu için, Eskişehir'den sonra demiryolunun geçtiği çıplak arazi, bu bölge hakkında pek de iyi bir izlenim vermez. Fakat Eti Mesut istasyonuna gelince manzara birdenbire değişir. Bu ıssız, kimsesiz görünen geniş stepler ortasında böyle mamur ve yepyeni bir köy insanı hayrete düşürür. İşte burası şimdiki Ankara'nın batı kapısıdır. Ve her yolcu, bu geniş ve yüksek kapıdan geçerken Cumhuriyet neslinin yapmış olduğu büyük eserler önünde bir kere daha hürmetle eğilir. Dünkü hayat ile bugünkü arasındaki farkı bütün canlılığı ile gösteren bu yeni inşaatlar, evler, mektep, hükümet dairesi, hal, istasyon vs etrafında yemyeşil bir saha görünür." (Kandemir, 1932)

Ernest Mamboury ise Guide Touristiqe adlı kitabında (1933) örnek köyü şöyle anlatmaktadır. "Model köy Eti Mesud verimli Engürü ovasını çevreleyen tepelerin kuzey yamacında yer alan sevimli evleriyle göze çarpar. Ovayı katederken geçmişte bakımsız bırakılmış bu geniş toprakları sulamak ve düzenlemek amacıyla başlatılmış sulama çalışmaları dikkati çeker. Bu örnek köy Cumhuriyetin yenilikçi ruhunun başarıları arasındadır. Burada her şey moderndir; konutlar, ahırlar, yeni yapılar, kültür binaları vs."

 

Örnek Köy Neden Kuruldu?

Kurtuluş savaşını izleyen yıllarda yurdumuzun birçok yerinde olduğu gibi yoksulluk ve yorgunluk Etimesgut'a da hâkimdi. Genç nüfus savaşlarda ölmüş, toprak bakımsız kalmış, hastalıklar yaygınlaşmış, bataklıklar içinde kalmış bir köy. Bu köyün kaderi tıpkı yurdumuzun kaderi gibi Atatürk'ün elinde değişecek ve uzun yıllardır devam eden bitmişlik, yıkılmışlık yerini umuda, sevince bırakacaktır. Ulu önderimizin gelecek kuşaklar için belirlediği "muasır medeniyetin üstüne çıkma" ülküsüne ulaşma inancının Etimesgut'da nasıl gerçeğe dönüştüğünü izleyen satırlarda okuyacağız.

Örnek köy kurulmasının temelinde yatan düşünceler:

Türk Milleti'ni çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmanın yolunun ekonomik bağımsızlıktan geçtiği yaklaşımını benimseyen başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyet yönetimi; yurtta asayiş ve güveni sağlayarak, iç ve dış barış ortamı içinde, ülkenin var olan ekonomik kaynaklarını seferber etme yolunu seçmiştir. Bu nedenle 1923–1929 döneminde, Türkiye ekonomisinin en önemli, hatta tek servet kaynağı tarımın geliştirilmesine özel bir önem verilmiştir (Kayıran, 1988).

Atatürk her yönüyle kalkınmış, bayındır bir ülke meydana getirmek istiyordu. Köy ve buna bağlı olarak tarımsal gelişim yapılmak istenen değişimin ağırlık noktalarından birini oluşturmaktaydı. 1920'li yıllarda Türkiye nüfusunun yüzde sekseninin tarımla geçimini sağladığı göz önüne alınırsa Atatürk'ün niçin köy ve köylünün kalkınmasına büyük önem verdiği anlaşılabilir. Ülkenin ekonomik bağımsızlığı tarımsal alandaki gelişmeye bağlıdır (Çetin, 1997).

Atatürk'ün köy ve köylünün kalkınması ve bunun sonucu olarak ekonomik kalkınma için bir itici güç oluşturma düşüncesi bütüncül bir yaklaşımla eğitimden, sağlığa, tarımsal araçların sağlanmasından, ulaşıma kadar çok yönlü olarak köyün yeniden yapılandırılmasında kendisini göstermiştir.

Yapılan çalışmalar 17 Şubat 1923 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresi ile başlar. Kongrede tarımsal alanda gelişmeyi sağlamak temelinde köylülerle ilgili kararlar alınmıştır. 1925 yılında aşarın kaldırılması kongrede alınmış kararlara dayanmaktadır. Bir başka önemli adım köy kanunun çıkartılmasıdır (1924). Köy kanunu köyün yeniden yapılandırılmasını amaçlar. Doksan yedi maddeden oluşan bu kanunda; köyün tanımı, sınırları, imarı, yolların yapımı, evlerin planı, sağlık, eğitim gibi çeşitli konular ele alınmıştır. Kanunla yıllarca ihmal edilen köylüleri Cumhuriyet yönetiminin çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarma isteği dikkati çekmektedir. Kanun uygulandığında Cumhuriyetin örnek köy modeli de ortaya çıkmaktadır (Çetin, 1997).

Kanunun uygulanması sonucu birçok bataklık kurutuldu. Köye tarım ve sağlık hizmetleri götürüldü. Çok sınırlı sayıda da olsa köy kütüphaneleri kuruldu. Bazı köylere posta ve telefon teşkilatı kuruldu. Verimsiz tarlalarda ıslah çalışmaları yapıldı. Ağaçlandırmaya büyük önem verilerek 1924–1933 yılları arasında köy sınırları içinde 1.821.900 ağaç dikildi. Yapılanlara rağmen köy kanunu tam anlamıyla başarıya ulaşamamıştır. Bunun temel nedenleri arasında Dünya ekonomik bunalımı, köylerdeki okuryazar oranlarının çok düşük olması, yerleşik ağa düzeni ve köylülerin maddi olanaklarının yetersizliği sayılabilir.

Köy kanunu köyün yeniden yapılandırılmasını öngörmüştür. Bu yönde yapılacak düzenlemelerin önemli bir yanı köy hayatını zenginleştirmek ve köylüyü daha verimli hale getirmekti. İşlenmemiş toprakları modern tarım alet ve yöntemleriyle işlemek en başta gelen hedefler arasındaydı. Yeni kurulan devlet ekonomik kalkınma için tarımın geliştirilmesini bir zorunluluk olarak görmekteydi. Köylüye tarımın geliştirilmesi yönünde bilgilendirme ve yeni beceriler kazandırma yoluna gidildi. Bu noktada yüce önder birçok alanda olduğu gibi bu konuda da Türk insanına liderlik yapmıştır. Kurduğu çiftliklerde yaptığı örnek çalışmalarla köylüye toprağın nasıl işleneceğini, hayvanlardan nasıl yüksek verim alınacağını göstermiştir. Büyük bölümü Etimesgut sınırları içinde kalan Atatürk Orman Çiftliği bu uygulama sahalarından birisidir. Etimesgut’da kurdurduğu örnek köy bağlamında Atatürk'ün çorak ve bataklık bir alanı dönüştürme kararlılığı üzerinde durmak gereklidir.

Yapılan işler Türkiye'yi bayındır bir ülke haline getirmek içindi. Bu yolda nice çetin mücadeleler verilmiştir. Falih Rıfkı Atay Atatürk'ün bu uğurda yaptığı çalışmaları "yaratıcı bir karar eseridir" diye niteler. Atatürk'ün kendisi yapılması düşünülen değişikliklerin uygulayıcısı olarak milletine örnek olmuştur. Bu anlamda Atatürk Orman Çiftliğinin kurulması ve Etimesgut’da yapılanlar Atatürk'ün fikrindeki yeni ülke ve millet için örnek oluşturmaktaydı.

"1925 senesi baharında idi. Bir gün Büyük Şef, memleketin tanınmış ziraatçılarından bir grubu çağırttı, onlara ağaçsız ve çorak Ankara'nın yanı başında büyük bir çiftlik için yer aramalarını emretti. Çiftlik yeri için uzun boylu dolaşmaya ve Ankara'nın çevresinde başka başka tabiat hususiyetleri aramaya gerek görülmemişti. Sebep basitti. Kıraç bir bozkırın ortasında bir orta çağ şehri. Ağaç yok, su yok, hiçbir şey yok.. Böyle bir noktada hazırlanmış ve müsait şartlar taşıyan yerler nasıl bulunabilir?" (Devlet,1939, s. 11).

Atatürk Orman Çiftliği'nin yerinin seçilmesi sırasında, uzmanların olumsuz raporlarına rağmen, kıraç ve bataklık bir arazide bu çiftliğin kurulması ve geliştirilmesi de anlamlıdır. Ankara'daki çiftlik arazisi hakkında, Tarım Bakanlığı yabancı uzmanlarından Schmid," Bu, öyle bir teşebbüstür ki, elverişsiz toprak ve iklim şartları altında ya sabır tükenir yahut para." demiştir.

Atatürk'ün bu duruma ilişkin düşüncesini özetleyen şu satırlar anlamlıdır. Türkiye'nin en verimsiz yerlerinde bile, insan iradesinin, istediğini elde edeceğini ispat etmek lazımdı. Çünkü bu takdirde, toprağın verimsizliği hikâyesi tasfiye edildiği gibi, verimlilik veya verimsizliğin toprağa yani maddeye ait olmayıp insan iradesine ve burada Türk insanının iradesine ait bir vasıf olduğu meydana konmuş olacaktı ( Devlet, 1939).

Zorluklarla mücadele içinde oluşan bir karakterin imkânsız diye gösterilen çalışmalara girişmesi O'nun doğasının bir gereğidir. Yüce önder bu mücadeleye de atılmak için duraksamaz.

Falih Rıfkı Atay "Atatürk'ün büyük kararlan vardır. Bu kararlar karşısında birçok iradeler durakalmıştır. 19 Mayıs, Sakarya, Dumlupınar, nihayet ayrı ayrı bütün inkılâplar hep böyle ikinci sınıf azimleri donduran kararlardır" diyerek başladığı yazısında ortaya konan eserlerin Atatürk'ün sarsılmaz iradesinin sonucu olduğunu belirtir.

Güzel ve verimli topraklar üzerinde müspet ziraat tecrübeleri yapmak, Atatürk için ne kişisel bakımdan cazip olabilirdi nede nesnel açıdan. Kişisel bakımdan cazip olmazdı, çünkü Atatürk kolaydan nefret etmiştir. Kıraç bir bozkırın ortasında bir orta çağ şehri. Ağaç yok, su yok, hiçbir şey yok (Devlet, 1939, s. 11). Bu manzarayı ne olursa olsun değiştirmek gereklidir.

Mustafa Kemal Atatürk (Etimesgut'un da içinde yer aldığı) Ankara, Yalova, Silifke, Dörtyol ve Tarsus' ta kurduğu örnek çiftliklerde traktör üstüne binerek tarım yapmış, çiftlik ürünlerini çevreye dağıtmış ve komşu çiftliklerin birleşerek kooperatifler kurulmasını teşvik etmiştir. Bu çiftliklerde yapılan hizmetler arasında yerli ve yabancı birçok hayvan ırkları üzerinde yapılan incelemeler, tohum ıslahı çalışmaları, tarım araç ve gereçlerinin kullanımı, tamiri, yeniden yapılması, arazi ıslah ve düzenlemesi, iç ve dış pazarlarla sıkı ilişkiler kurulması, halkın dinlenebileceği bir yer olması, temiz gıda üretimi vb. sayılabilir. Atatürk çiftlikleri her yönüyle bir laboratuar işlevi görmüş ve Türk tarımının gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.

"Atatürk tutulacak yolu her fırsatta bize göstermiş ve bizzat ziraatla uğraşarak övünülecek eserler meydana getirmiştir. Bugün millete hediye etmiş oldukları çiftlikler en az müsait iklim şartları içinde bile teknikle, sebatla çalışmanın ne büyük neticeler verebileceğini bütün memlekete fiilen gösteren fikir ve emek abideleridir." bu sözler Atatürk'ün silah arkadaşlarından ve üçüncü Cumhurbaşkanımız Celal Bayar'a aittir. (Devlet, 1939).

"12 sene evvel herkes bütün ufuklara doğru sarı, yalçın ve kısır uzanıp giden bu toprak çölü karşısında yarı ümitsiz düşünürken O, şehrin yanı başında sulak ve ağaçlık bir ziraat mamuresi yapmağa karar verdi. Şimdi manzarasında, Eskişehir'den Anadolu'nun şark sınırlarına kadar giden vatan parçasının yeşil hayalini gördüğümüz çiftlik sadece uzun bir emek değil, yaratıcı bir karar eseridir. Atatürk onu hükümete hediye etmekle ziraat inkılâpçılarını vazifeye çağırıyor; bu ziraat mamuresinin hudutlarını memleketin şark, garp, şimal ve cenup bütün sınırlarına kadar genişletmek... Bütün zahmetlerini O çekti; nimetlerinden biz istifade edeceğiz. Türkiye bir zamanlar zahmetine tek başına katlandığı bir mücadelenin böyle bir nimeti değil midir? Atatürk'e sadece onu övmek, eserini korumakla değil, işaretinin manasını anlayarak, ona az zamanda bütün memleketi bir ziraat mamuresi halinde göstermekle borcumuzu ödeyebiliriz." (F.R.Atay, 1933).

Mustafa Kemal Atatürk 11 Temmuz 1937 tarihinde Başvekâlete yazdığı bir yazı ile çiftlikleri millete bağışlamıştır.

Atatürk'ün hazineye bağışladığı çiftlikler şunlardır:

Ankara'da Yağmur Baba, Balgat, Macun, Güvercinlik, Tahar, Etimesgut, Çakırlar çiftliklerinden oluşmuş Orman Çiftliği, Yalova, Millet ve Baltacı çiftliği Mustafa Kemal'in 13 yıl devam eden uğraşı ile meydana getirilen, toplam alanı 154 729 dönüm olan bu çiftlikler, bütün tesisat, hayvanat ve demirbaşları ile hazineye devredilmiştir.(KAYIRAN,1988).

Atatürk Orman Çiftliğinde yapılan çalışmalarla ulaşılan sonuçlar bu yolda yapılacaklara güç kazandırmıştır. Aynı iklim ve toprak yapısı içinde bulunan Etimesgut’da yapılanlar Orman Çiftliğinde yapılanlarla aynı doğrultudadır.

Kurtuluş savaşı sırasında özellikle işgale uğrayarak yanmış yağmalanmış köyler bulunmaktaydı. Savaş sonrasında çok sınırlı olanaklarla da olsa bu köylerin yeniden imarının gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Bunun dışında savaş sonrası gelen göçmenlerin yerleştirilmesi zorunluydu. Buna örnek olarak göçmenler için Etimesgut’da inşa edilecek köylerin pazarlıkla yaptırılması kararı alınmıştı. Numune köy olarak belirlenen Ahi Mes'ud çiftliğindeki evlerin onarımı, köye yerleştirilecek göçmenlerin su ihtiyacını karşılamak amacıyla 2500 metre uzaklıktan köye borularla su taşınması için 18,802 lira 19 kuruşluk harcama yapılması kararlaştırılmıştı. Devlet köy kanununda tasvir ettiği ideal köy tipini, yeniden imar edilen bu köylerde uygulayabilirdi. Bu amaçla özellikle Eskişehir-Ankara hattı üzerinde "numune köyler" kurulmasına karar verilmiştir. Yahşihan'dan Eskişehir'e kadar olan bu bölgedeki boş arazilere kurulan numune köylere muhacirler yerleştirildi. Devlet 1.480.684 lira bütçe ayırarak Antalya, Samsun, İzmir, Bilecik, Cebelibereket, Mersin, Manisa ve Ankara'da 69 adet numune köy yaptı (Ziya, 1933).

Atatürk'ün her yönüyle bayındır, kalkınmış bir ülke meydana getirme iradesi örnek köyün kurulmasında da kendisini göstermiştir. Köyde yapılacaklar her bakımdan örnek olmalıdır. Köyün imarı, suyu, elektriği, sosyal tesisleri, tarımsal faaliyetleri, sağlık, eğitim ve ulaşım olanakları ile diğer köylere de örnek olmalıydı.

Etimesgut yüce önderin düşündüğü ideal tip köylerin bir örneğidir. Köyde yapılanlar O'nun uygar bir ülke yaratma düşüncesinin uygulamalarından sayılabilir.

Etimesgut imarlı ve planlıdır. Elektrik kullanılarak aydınlatılmaktadır. Hastanesi, yatılı okulu, çarşısı, postanesi, oteli, hamamı, çamaşırhanesi, hükümet binası ile köylünün bütün ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanmıştır. Tarımsal konularda köylüyü bilinçlendirmek ve gerekli tarımsal aletleri köylüye sağlamak üzere ziraat teknisyenliği bulunmaktadır. Sulh hukuk hâkimi, doktor, öğretmen, hemşire, ziraat teknisyeni hizmet vermektedir.

Atatürk'ün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma iradesi ve bu yöndeki çabaları ürünlerini vermeye başlamıştı. Kurulan örnek köyler bu ürünler arasında gösterilebilir.

Kaynak: www.etimesgut.bel.tr




Ana Sayfa | Teşekkürler | Kullanım Şartları | Gizlilik | İletişim | RSS
Web Hosting Natro.com
Powered by www.minibilisim.com.tr